Skip to main content

Duygusal Zeka Kuramı ve Eğitimde Çoklu Zeka

DUYGUSAL ZEKA KURAMI & EĞİTİMDE ÇOKLU ZEKA NEDİR?

Eğitimde çoklu zeka kullanımı nedir ? Duygusal zeka kuramı nedir ? Duygu kavramı nedir ? Duygusal zeka ve Eğitimde çoklu zeka arasındaki ilişki nedir ? Bu ve benzeri sorulara yanıt aradığımız Duygusal Zeka Kuramı ve Eğitimde Çoklu Zeka Nedir adlı yazımızla karşınızdayız.

Başlayalım.

DUYGUSAL ZEKA KURAMI & EĞİTİMDE ÇOKLU ZEKA

Eğitimde Çoklu Zeka

Her kişinin öğrenme yöntemi ve zeka yapısı farklıdır.Bu nedenle eğitmen öğrenci iletişiminin sağlıklı olabilmesi için öğrencilerin zeka türlerinin belirlenmesi önem arz eder. Bu belirlemenin amacı eğitmenin öğrenciye yaklaşımını, ders araç ve gereçlerinin seçimini ve derslerde kullanılan yöntemlerin saptanmasını sağlamaktır.

İlgili dersin anlaşılmasını kolaylaştırıcı etkinlikler geliştirmek için ders eğitmeninin öğrencilerinin genel zeka türleri konusunda ön bilgiye sahip olması hem öğrenciler hem de öğretmen açısından önemlidir. Yıllardır süregelen tekdüze eğitimden kurtulup öğrenciyi araştırmaya, düşünmeye ve sorunları çözebilmeye sevk eden neden-sonuç ilişkisini kurabilen bir eğitimin daha verimli olacağı unutulmamalıdır.

Öğrencilerin neyi ne kadar akılda tutabildiklerini şöyle açıklanmaktadır. “Öğrenciler okuduklarının % 10’unu, işittiklerinin % 20’sini, gördüklerinin %30’unu, görüp işittiklerinin % 50’sini, söylediklerinin % 70’ini, söyleyip yaptıklarının % 90’ını akıllarında tutabilmektedirler.”

Duygusal Zeka Kuramı

Duygu Kavramı

Duygu kavramıyla ilgili geçmişten günümüze birçok tanım yapılmıştır. Duygu kavram olarak, “herhangi bir zihin, his, tutku çalkantısı ya da devinimi; herhangi bir şiddetli ya da uyarılmış zihinsel durum” olarak tanımlanır.Latince’de ise duygular, “motus anima” yani “harekete geçirici ruh” manasındadır.

Duygu “birine veya bir şeye yöneltilen yoğun hisler olarak”da tanımlanmaktadır.Duygular; fizyolojik, bilişsel, motivasyona dayalı ve deneyimsel psikolojik sistemleri içinde bulunduran uyum sağlayıcı tepkilerdir ve fizyolojik tepkiler gibi bir çok alt sistemi koordine eden içsel olaylar olarak etki ederler.Duygu, “kişilerin öğrenme potansiyeli seviyesini uyararak öğrenmesini sağlayan, destekleyen ve soru sormaya yönlendirerek merak uyandıran, bilinmeyenleri aramaya sevk eden, kapasite gelişimini sağlayarak öğrendiklerini pratiğe dökmesi konusunda yardımcı olan ve böylece davranış sergilemesini ifade eden özelliklerin tümü” olarak tanımlanmaktadır.

Duygu ve davranış veya tutumu ilişkilendiren bu tanım, duygusal zekanın gelişimine odaklanan liderlik eğitim programlarının tasarımı açısından önemlidir.

Genel bir tanımla tutum, “kişinin belli bir objeye karşı verdiği önyargılı bir tepkidir.”Tepki, geleceğe yönelik bir karar niteliği taşır ve kişinin yaklaşma ve uzaklaşma davranışlarını etkiler. Bu süreçte duygusallığın ilk sırada olmasa da süreçte yer aldığı bilinmektedir. Bellekte tanıma sürecinin ilk aşaması duyusal süreçtir. Kişi objenin görünürde ne olduğunu algılar. İkinci aşama, duygusal tepkidir. Kısa süreli bellek sabit bir zaman aralığında, uyarıcı ile ilgili iyi ya da kötü bir karar verir.

Üçüncü aşamada ise, uyarıcı tanınır, farklılık belirlenir ve bellekte saklanır.Duygu, sadece, kişinin uyarıcıya tepkisinin ilk basamağı değil, aynı zamanda bellekteki yeni düzenlemelerde de işleme konan ilk unsurdur.Duygusal kararlar “kısa zamanda değişmeme” eğilimi göstermektedir.

Bu duruma, uzun ve olumlu bir görüşmenin sonunda karşımızdaki kişinin elimizi sıkmayı unutması neticesinde, odadan çıkarken hafızamızda kalan olumsuz duyguların, sonradan o görüşmeyi olumsuz hatırlamamıza neden olması örnek olarak verilebilir. Kişi, nesnel olarak görüşmeye ilişkin olumsuzluk hatırlamamasına rağmen nezaket kuralına uyulmaması neticesinde hissettiği olumsuz duyguları kabul etmeye hazırdır ve bunun nedeni, kişinin duygularını yargılamamasıdır.

İç ve dış uyarımların kişide yarattığı değişme, etki ve tepkiler bütünü, “duygulanım” olarak tanımlanmaktadır.Diğer bir anlamda duygulanım demek, “uyarımlar sebebi ile kişilerde haz veya tam tersi doğrultuda oluşan izlenimlerdir”.Coşku ifadesi ise , yoğun ve kısa zamanlı, genel olarak denetlenemeyen bir duygudur diyebiliriz.Duygulanım ve coşku arasındaki ilişki, elem ve haz arasında seyreder ve kaynağını dürtüler üzerinden alır.Haz ve elem durumları ve bunların sonucunda ortaya çıkan duygulanım ve coşkular, jest, mimik ve düşünceye yansır, etki eder.

Haz, mimik ve jestleri canlandırıp hareketin artmasını sağlar ve düşünceyi hızlandırırken; elem, mimik ve jestleri donuklaştırıp, hareketi ve düşünceyi ağırlaştırır.Sadece bu iki duygunun bile eğitime bilinçli,etkili bir şekilde yansıtılması demek, hiç şüphesiz öğrenimin niteliğini artırmaya yardımcı olacaktır.Günlük hayatta duygulanım ve coşku alanları ;  haz, sevgi, neşe, beğenme, mutlu olma, kıskanma, ilgi, gurur duyma, umut, aşkınlık, merak, hayret, bekleyiş, sıkıntı, kaygı, tedirginlik, korku, nefret, kin, öfke, kızgınlık, isteksizlik, alınma, durgunluk ve elem gibi duygulardan oluşur. Bu duygular harekete güdü sağlar ve davranışları düzenler.

Duygu ve Zeka Kavramları Arasındaki İlişki

Alışılagelmiş anlayışa göre duygular, zayıflık işareti olarak kabul edilmekte, karışıklık yaratmakta, dikkati başka yere çekmekte, muhakemeyi engellemektedir.Liderlik eğitimlerinde geliştirilmesi hedef alınan duygusal zeka, birbiri ile ilişkili bir küme oluşturan kabiliyetlerden oluşmakta, ergenlik ve yetişkinlik dönemi ile birlikte artmaktadır.Duygusal zeka adı altında topladıkları bu yetenekler, kişinin kendi duygularını ve başkalarının duygularını gözlemleme yeteneğini, onları anlamlandırabilmeyi ve düşünce ve davranışlarına rehber olarak kullanabilmeyi içermektedir.

Bu sayede bilişsel zekadan daha farklı bir kavram olarak tanımlanan sosyal zeka ve alternatif zeka kuramlarını yeni bir aşamaya ulaştırmışlardır. Çünkü duygusal zekanın temel özelliği; bilişsel ve duygusal sistemlerin üretici bir bileşimi olmasıdır.

1995 yılında Daniel Goleman’ın çıkardığı, duygusal zekanın neden akademik zekadan önemli olduğunu anlatan kitabıyla beraber duygusal zeka kavramı kamuoyunun da ilgisini çekmiş ve sosyal bir eğilim olarak da yayılmaya başlamıştır. Buna göre duygusal zeka, “kendi duygularımızı ve diğerlerinin duygularını anlama ve tanıma, kendi kendimizi motive etme, kendimiz ve başkaları ile ilişkilerimizde duygularımızı yönetme yeteneği”dir.Duygusal zeka, bütünüyle bilişsel yeteneklerle ölçülen, akademik zekayı tamamlayıcı farklı yetenekler şeklinde de ifade edilmektedir. Duygusal zeka kapasitesinde ki artış, bireyin denge ve içsel tutarlılığını artırmaktadır.

Yapılan araştırmalar, kişinin duygusal durumunun, beyni ve onun bilgi işleme yeteneğini etkilediğini göstermektedir.Bu noktada, iyi ruh hali içinde olan insanların, kıyaslayıcı muhakeme ve yaratıcı problem çözmede daha iyi olduklarını söylemek mümkündür.Bir başka tanımla duygusal zeka; “duyguların gücünü ve hızlı algılayışını, insan enerjisi, bilgisi, ilişkileri ve etkisinin bir kaynağı olarak duyumsama, anlama ve etkin bir biçimde kullanma yeteneğidir.

Duygusal zeka, kişiye kendi duygularını ve başkalarının duygularını tanımayı değerlendirmeyi öğrettiği gibi, duyguların enerjisini günlük hayata ve iş hayatına da etkin olarak yansıtmasını ve kişinin uygun tepkiler vermesini sağlar.Bazı kimseler, birtakım belirli görevleri büyük bir kolaylık ve uzmanlık ile yerine getirirken, diğer kimseler ise bunu basit bir şekilde yapamayabilir.Bu durum, hayatta karşılaşılan zorluklarla alakalı bir durumdur.Kimileri çok iyi ve profesyonel olarak satranç oynayabiliyorken, bazı kimseler de satranç taşlarını nasıl hareket ettirecekleri konusunda dahi sorun yaşayabilmektedirler.

Bazı kimseler merhaba derken dahi zorlanırken, diğerleri yüksek  derecede sosyal olabilmektedir.Satranç ve ya iyi konuşmacılar olmasa dahi hayat devam edecektir, fakat bu durumda bir hayat çok yetersiz ve kalitesiz olacaktır.Duygusal zeka, hayatın her yerindedir. Duygular, insandan insana hisleri iletir ve mesajlar verir.

Duygusal zeka, bireyin sosyal etkileyiciliğini geliştirmektedir.Bireyler duygusal zekaları sayesinde, empati ve şefkatle diğer bireylerle ilişki kurabilmekte, sosyal becerilerini geliştirebilmektedirler. Ayrıca, davranış ve hareketlerini yönlendirmek üzere duygusal farkındalıklarını kullanabilmektedirler.Duygusal zekası yüksek olan kişiler, sigara içmek, aşırı alkol kullanımı, uyuşturucu bağımlılığı, başkalarına şiddet uygulama gibi kendileri ve çevrelerindekiler için zararlı olan olumsuz davranışlardan kaçınırlar.Ayrıca bu kişiler, motivasyon gerektiren amaçları, hedefleri ve görevleri tanımlamada daha yeteneklidirler.Uzmanlara göre, yüksek duygusal zekaya sahip kişiler, birbirleri ile bağlantılı dört yetenek konusunda üstündürler. Bu yetenekler aşağıdaki gibi sıralanabilir:

Duygularını kontrol edebilme yeteneği,

Ani istekleri kontrol edebilme yeteneği,

İnsanlarla empati kurabilme yeteneği.

DUYGUSAL ZEKA KURAMI & EĞİTİMDE ÇOKLU ZEKA NEDİR SONUÇ : 

Bugün Duygusal Zeka Kuramı ve Eğitimde Çoklu Zeka Nedir adlı yazımızla karşınızdaydık.Burada umuyorum faydalı bilgiler bulabildiniz.

İyi Çalışmalar

Akıl ve Zeka | Zeka Kuramları Nedir ?

AKIL VE ZEKA – ZEKA KURAMLARI NEDİR ? 

Akıl ve Zeka nedir , nasıl çalışır ? Zeka kuramları nedir ? Aklımızı ve zekamızı nasıl kullanırız ? Akıl ve zekanın birbirinden farkı nedir ? Akıl ve zekayı nasıl anlamalıyız ? Bu ve benzeri sorulara cevap aradığımız Akıl ve Zeka – Zeka Kuramları Nedir adlı yazımızla karşınızdayız.

Başlayalım.

AKIL VE ZEKA – ZEKA KURAMLARI

Latincede “zeka” kavramının karşılığı “intellectus” sözcüğüdür. Bu sözcük; algılama, tanıma, bilme, anlayış anlamlarına gelmektedir.Zeka kavramı, liderliğin ve psikolojinin konusu olarak insan davranışları incelenirken belki de üzerinde en çok araştırma yapılmış konulardan biridir. Zeka kavramını açıklayan pek çok çalışma söz konusudur. Bu çalışmaları tarihsel süreçte incelediğimizde zeka tanımının kapsamının genişlediği sonucuna ulaşabiliriz. Buna göre;

20. yüzyılın başında (1921) yapılan çalışmalarda; “zekanın problem çözme ve karar verme gibi üst düzey beceriler, öğrenebilme ve çevreye uyum sağlayabilme yeteneği gibi yeteneklerden oluştuğu” ifade edilmektedir.

20.yüzyılın sonuna (1981) gelindiğinde ise, “zekayı oluşturan yeteneklerin üst düzey beceriler, kültür açısından değerli olan yetenekler ve yönetici süreçler” olduğu sonucuna varılmıştır.

Yine bu dönemde yapılan bir başka çalışmada (1988), zeka etkinliklerinin meydana geldiği yer olan zihin; “canlının duygu ve davranışlar dışındaki ruhsal süreç ve etkinliklerinin bütünlüğü” vurgulanmaktadır.

Beyin ve beynin işlevi konusunda son dönemde yapılan araştırmalar zekayı bütünleşik bir kavram olarak ele almaktadır. Zihin pek çok farklı parçanın birleşerek oluşturduğu sistemlerin birlikte işleyişinden doğan bir kavramdır. Bir başka bakış açısıyla zeka, dünyayı anlayabilme, düşünebilme ve zorluklar karşısında kaynaklarını en etkin şekilde kullanabilme becerisi olarak, tanımlanabilir.

Bu tanımlamalar bizi nörolojik verilerle de desteklenen beynin sağ lob sanat, sol lob analitik işlevleri üzerinden akıl (logos) kavramına götürmektedir.Buna göre zeka öngörü ve sayılarla ilgili iken akıl bizi sezgi ve içgüdüye götürmektedir. Akıl ruhun bir bütün olarak anlama, kavrama ve hükme varma kapasitesidir.Diğer taraftan akıl, sebep ve sonuçları ayırt etmektir.Tek işlevi veya gücü nedenselliği kavramaktır.Sonuç olarak zeka beyin gücü, kavramadaki ustalık ve çeviklik iken akıl sağduyu, isabetli ve etik karar verme kabiliyeti ve vicdan ile ilişkilidir.

Akademik Zeka Kuramı

İnsanların zeka seviyelerini ölçmek için çeşitli zeka testleri kullanılmaktadır. Bu testlerin en çok kullanılan, “Akademik Zeka Testi” olarak bilinen “Zeka Katsayısı Testi”, kişinin zihinsel ve kronolojik yaşını inceleyerek zekayı işlemsel olarak tanımlayabilmektedir.Ancak, okulların ve giriş sınavlarının akademik zekaya verdikleri önem ortadayken, iş hayatında ya da hayattaki başarı düzeyini açıklamada akademik zekanın yetersiz kalması şaşırtıcı bir durumdur.Özellikle zaman içinde, akademik zeka testinin ve diğer zeka testlerinin bireyin zekasını ölçme konusundaki yeterliliği bilimsel olarak tartışılmaya başlanmıştır.

Akademik yönden ele alındığında “zeka” kavramı ile ilgili çok çeşitli tanımlamalar bulunmaktadır. Konu üzerine uzun yıllardır yapılan ve yapılmakta olan çalışmalara rağmen zekanın standart bir tanımına ulaşılamamış olması, bazı araştırmacıların, “zekanın ancak yaklaşık bir şekilde tarif edilebileceğini; fakat, tamamen tanımlanamayacağı” sonucuna varmalarına neden olmuştur.Bu tanımlardan bazıları aşağıda belirtilmiştir.

“Organizmanın yeni problemleri çözme becerisi.”

“Deneyimlerden öğrenme ve yarar sağlama kapasitesi.”

“Soyut düşünmeyi taşıyabilme becerisi.”

Zeka, bireyin çevresi ile etkileşime geçtikçe sahip olduğu veya kazandığı bir özelliktir.

Zeka, bireyin bazı amaç ve hedefler doğrultusunda başarıya ulaşma becerisidir.

Zeka, bireyin farklı hedefler ve çevreye uyum sağlamada ne kadar başarılı olduğuna bağlıdır.

Bu sonuçlardan yola çıkarak zekanın, bireyin birçok ortamda amaçlarına ulaşabilme becerisini ölçer, diyebiliriz.Yapılan birçok çalışma ve tanımlamada zekanın, kişinin çevresine adapte olmasını, uyum sağlayarak yaşamını sürdürebilmesini sağlayan kabiliyetleri ve problem çözme becerilerini içerdiği görülmektedir.Dolayısıyla, zekanın yalnızca akademik becerilerden oluştuğunun düşünülmesi eksik olacaktır.Yapılan çalışmalar ve tanımlama çabaları zekanın aslında ne kadar karmaşık bir sistem olduğunu göstermektedir. Son dönemde yapılan araştırmalar akademik zekanın yaşam başarısı üzerinde, duygusal zeka kadar etkili olmadığını göstermektedir.Duygusal zeka kişinin hayattaki başarısı ve dolayısıyla yaşam doyumu üzerinde, akademik zekaya kıyasla, iki kat daha iyi bir belirleyici olduğunu söylemek mümkündür.

Çoklu Zeka Kuramı

“Yıllardır denizi tarif ediyoruz. Yüzmeyi bilen, gösteren yok. Acıktıkça balık veriyoruz. Tutmayı bilen, gösteren yok.” Anonim

Eğitime yeni bir yaklaşım getiren çoklu zeka kuramı, günümüzde eğitim ve psikoloji alanındaki gelişmelerle birlikte bireylerin neler yapabildiğinden çok, neler yapabileceğini dikkate almaktadır. Kuramın tanımladığı toplam sekiz temel zeka türü olmasına karşın her geçen gün yenileri de bu listeye eklenmektedir.Bugün klasik testlerin çocukların zeka ölçümünde yeterli olamayacağı, onun yerine potansiyel yeteneklerinin de ortaya çıkarılması gerektiği görüşü ağırlık kazanmaktadır. Bireylerin aynı düşünüş tarzına sahip olmadıklarını, bu farklılıklar dikkate alınarak verilen eğitimin daha etkili olacağı belirtilmektedir.

(A) Sözel – Dil Zekası

“Her gün bir yerden göçmek ne iyi. Her gün bir yere konmak ne güzel. Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş. Dünle beraber gitti cancağızım. Ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”  Mevlana

Sözel-dil zekası, bir insanın kendi dilini, dil bilgisi yapısına, sözcük dizinine, kavram telaffuzuna ve sözcüklerin anlamına uygun olarak büyük bir ustalık ve beceri ile kullanmayı gerektirir. Sözel-dil zekasına sahip insanlar, kendi anadilleri yanında başka bir dilde de kendi düşünce ve duygularını etkili bir şekilde ifade etme kabiliyetine sahiptirler. Bu zeka türü hatırlama, düşünme, anlama, konuşma, okuma ve yazma gibi yetenekleri beyin vasıtasıyla kelimelerin kullanılması suretiyle ortaya çıkarmaktadır.İnsanların, sözel zekalarının %25’inden daha azının kullanıldığı, hatta sürekli sözel zekasını kullanan yazar ve eleştirmen gibi meslek gruplarında dahi, nadir olarak sözel zekanın %50’den fazlasının kullanıldığı görülmektedir.Okuma, sesli kitap dinleme, kelime oyunları oynama ve yazı yazma gibi yöntemlerle sözel zeka arttırılabilmektedir.Bu zeka türünün, sözcük dağarcığını, sözcüklerin anlamlarını ve tanımlarını bilmek ve sözcükler arasındaki çoklu ilişkiler hakkında bilgi sahibi olmanın, akademik ve mesleki başarıyla en yüksek oranda bağlantılı zekalardan biri olduğu görülmüştür.Bu zekası kuvvetli olan bir öğrenci;

Diğer öğrencilerden daha iyi yazar.

Uzun hikayeler ve fıkralar anlatır.

Sözcükleri anlamlarına uygun bir biçimde kullanır.

Yaşına göre iyi bir kelime haznesine sahiptir.

Başkalarıyla yüksek düzeyde sözel iletişime girer.

Tekerlemeleri, anlamsız ritimleri ve sözcük oyunlarını sever.

Okumayı sever.

Dinleme becerisi yüksektir; dinleyerek daha iyi öğrenir.

İyi bir hafızası vardır.

akıl ve zeka nedir - zeka kuramları nedir

(B) Mantıksal – Matematiksel Zeka

Sayılarla düşünme, hesaplama, sonuca varma, mantıksal ilişkiler kurma, hipotezler üretme, problem çözme, eleştirel düşünme, sayılar, geometrik şekiller gibi soyut sembollerle tanıma, bilginin parçaları arasındaki ilişkiler kurma becerisidir.Bu zeka türünü geliştirmek amacıyla düzenli bir şekilde programları veya hukukla ilgili programlar takip edilmektedir.

Eski çağlardan günümüze gelen, dünyanın matematiksel düşünce hayatını değiştirmiş ve bu nedenle bilim tarihine ismini yazdırmış çok az çalışma vardır.Bu tür çalışmalardan birinin sahibi, ülkemizde çok az tanıtılan Türk kökenli, Müslüman ve gerçek adından çok takma adı ile ünlenmiş bilim adamı: Arapça deyişle Al-Harezmi, batılıların değişi ile Al-Khowarizmi ve Türkçe deyişle Harzemli’dir. Ortaçağ bilim dünyasının en önde gelen matematikçilerinden olan Harzemli, matematiğin önemli ana dallarından biri olan “cebir” dalının kurucusu ve bu konuda kuramsal içerikli ilk yapıt veren bilim adamıdır. Harzemli gibi mantıksal-matematiksel zekaya sahip olan insanlar, mantık kurallarına ve benzerliklerine, neden-sonuç ilişkilerine ve bunlara benzer soyut işlemlere karşı çok hassas ve duyarlıdırlar. Mantıksal – matematiksel zekası kuvvetli bir öğrenci;

Bu kişiler olayların , durumların oluşumu ve işleyişi hakkında fazla soru sorarlar.

Bu kişiler soyut ve kavramsal olarak düşünebilirler

Bu kişiler bilgiler arasında bağlantılar kurabilirler

Bu kişilerin çok güçlü bir muhakeme yetenekleri vardır.

Bu kişiler daha çok satranç ve briç gibi oyunlardan zevk alırlar.

Bu kişiler matematiksel problemleri ,sorunları kafasında kolayca ve çabucak çözebilirler.

Bu kişiler matematiksel hesaplama oyunlarını vb. ilginç ve dikkat çekici bulurlar.

Bu kişiler mantıksal bulmacaları çözmeyi ve satranç veya dama gibi stratejik oyunları oynamayı severler.

 (C) Görsel–Uzaysal Zeka

Şüphesiz Atatürk’ü sadece görsel zeka alanında ele almak yeterli olmayacaktır.Ancak o bir lider olarak, dünya liderlerinin ulaşamadığı bir vizyona sahip olduğu için görsel baskın bir zekaya sahip olduğu söylenebilir. Görsel zeka, okuma ve hayalinde canlandırma suretiyle oluşan tüm görsel görüntüleri hikayeleştirme sürecine cevap verir. Diğer adı “resim aklı”dır. Bulmaca tamamlama, bahçe düzenleme, sinema ve sanat sergileri izleme gibi etkinliklerle görsel zeka arttırılabilmektedir.Biraz daha detaylandıracak olursak; bu tür zeka alanı, bir bireyin objektif olarak gözlemleme veya görsel ve uzaysal fikirleri grafiksel olarak sergileme kabiliyetlerini içerir. Yenilikçilik ve yaratıcılığın temelini oluşturan bu zeka türü, sanatsal faaliyetlerde bulunuldukça arttırılabilmektedir.Yaratıcı zeka, yeni düşünce ve ifade alanlarına ulaşan parlak ve patlayıcı bir düşünce sürecine yönelimi kolaylaştırmaktadır.

Bu zekası kuvvetli olan bir öğrenci;

Bu kişiler , haritaları, çizelgeleri vb. yazılı materyallerden daha kolay okur ve anlarlar.

Bu kişiler sanat içeren etkinlikleri severler.

Bu kişiler kendi arkadaşlarına oranla daha fazla hayal kurarlar.

Bu kişiler yaşlarına  göre daha yüksek düzeyde beceri gerektiren figürleri ve resimleri vb. çizerler.

Bu kişiler filmleri, slaytları vb. diğer görsel sunuları seyretmeyi tercih ederler.

Bu kişiler bulmaca çözmekten hoşlanırlar

 (Ç) Müziksel–Ritmik Zeka

Dillerden düşmeyen şarkıların yazarı Sezen Aksu ziraat fakültesindeki öğrenimini yarıda bırakarak profesyonel şarkıcılığa başladı. Minik serçe müziksel ritmik zekanın en güçlü isimlerindendir.

Bu zekası kuvvetli olan bir öğrenci;

Bu kişiler şarkıların vb. melodilerini iyi hatırlarlar.

Bu kişiler güzel şarkı söyleyebilme sesine ve ya yeteneğine sahiptirler.

Bu kişiler bir şarkının notalarını, seslerini vb. iyi ayırt edebilirler.

Bu kişiler öğrendiği şarkıları paylaşmak isterler.

Bu kişiler herhangi bir müzik aletini çok iyi çalarlar.

Bu kişiler konuşurken ya da  hareket ederken elleri ve ayakları ile ritim tutabilirler ya da tutarlar.

Bu kişiler farkına varmadan kendi kendine mırıldanırlar.

Bu kişiler ders çalışırken farkında olmadan da  masaya vurarak ritim tutabilirler.

(D) Bedensel–Kinestetik Zeka

Her türlü içsel ve dışsal bedensel faaliyetleri içermektedir. Sportif etkinlikler ve dans etmek fiziksel zekayı arttırmaktadır. Naim Süleymanoğlu “Cep Herkülü” olarak halter sporunda yaşattığı dünya şampiyonluklarıyla Türk halkının gönlünde yerini aldı.Bu tür zeka alanı; koordinasyon, denge, güç, esneklik ve hız gibi bazı fiziksel özelliklerin yanı sıra, dokunsal nitelikteki bazı becerileri de içermektedir

Bedensel – kinestetik zekası kuvvetli olan bir öğrenci;

Duygularını belirgin olarak vücut diliyle ifade eder.

El becerileri iyidir.

İnsanlara, canlı ve cansız varlıklara dokunmaktan hoşlanır.

Bir veya birden fazla sportif faaliyetlerde başarılıdır.

 (E) Kişilerarası–Sosyal Zeka

Barış Manço ülkemizin yetiştirdiği en büyük sanatçılardan biriydi. Çocukları “Arkadaşım Eşek”le, yaşlıları ise “Sakız Hanım”la özdeşim kurduran bu adam her yaş grubundan insanları cezbeden nadide sanatçılarımızdandır.

Bu kişiler kendi arkadaşlarıyla sosyalleşmeyi çok severler.

Bu kişiler grup içerisinde de doğal bir lider görünümündedirler.

Bu kişiler problemi ya da herhangi bir sorunu olan arkadaşlarına her zaman yardım ederler.

Bu kişiler dışarıda iken kendi başının çaresine bakabilirler.

Bu kişiler başkaları ile birlikte ders çalışmayı ya da oyun oynamayı çok severler.

Bu kişiler en az iki ya da üç yakın arkadaşı sahiptirler ve onları sık sık ararlar.

Bu kişilerin empati yeteneği  gelişmiştir.

(F) İçsel Zeka

21 yaşında 2. kez tahta oturan genç imparator, daha ilk günlerde devleti ve ordusunu daha büyük hamleler yapacak bir kudrete ulaştırdı. Şehzadeliğinden beri İstanbul’u fethetmek istiyordu. Bu gaye ile askeri tarihin kaydettiği ilk büyük çaplı toplar ile ordusunu dayanılmaz bir kudret haline getirdi.

İç uyumu yüksek olan içsel zekaya sahip öğrencilerin bazı özellikleri şunlardır;

Bağımsızlık duygusu gelişmiştir.

Güçlü ve zayıf yönlerinin farkındadır.

Bireysel çalışırken daha başarılıdır.

Düşünce ve davranışları arasında tutarlılık vardır.

Kendisine her zaman güvenir.

Yaşadıklarından her zaman ders alır.

(G) Doğa Zekası

Belgesel seyircilerinin yakından tanıdığı dünyaca ünlü “timsah avcısı” lakaplı Steve Irwin, dalış seferi sırasında bir vatoz tarafından göğsüne ölümcül darbe alıp yaşamını yitirdi.Hayatını vahşi doğaya adayan Avustralyalı “timsah avcısı”, kendini doğaya adayan ender insanlardan birisidir.Bu zeka alanı, doğayı ve doğada bulunan bitki, hayvan ve diğer varlıkları inceleme, gözlemleme ve bunlara ilgi duyma becerisidir.

Doğa zekasına sahip öğrencilerin bazı özellikleri şunlardır;

Bu kişiler doğa olaylarına çok meraklıdırlar.

Bu kişiler bitki yetiştirmeyi çok severler.

Bu kişiler doğa ve hayvanlarla ilgili konuları ilgiyle takip ederler.

Bu kişiler mevsimleri ve iklim olaylarını yakından takip ederler.

Bu kişiler doğa ve hayvanlarla ilgili belgeselleri izlerler

Bu kişiler çevreye karşı duyarlıdırlar.

Bu kişiler toprakla oynamayı severler.

AKIL VE ZEKA -ZEKA KURAMLARI NEDİR SONUÇ:

Bugün Akıl ve Zeka – Zeka Kuramları Nedir adlı yazımzla karşınızdaydık.Liderlik – Kişisel gelişim serisine devam ettiğimiz bu yazımız umuyorum sosyal hayatınızda da fayda sağlar.

İyi Çalışmalar

Alışkanlıklar Nasıl Oluşur ve Değişir

ALIŞKANLIKLARIN OLUŞUMU ve DEĞİŞİMİ

Alışkanlıklar nedir ? Alışkanlıklar nasıl oluşur ? Alışkanlıklar nasıl değişir ? Alışkanlıkların üzerimizdeki etkileri nedir ? Alışkanlık nasıl oluşur ? Bu ve benzeri sorulara cevap aradığımız Alışkanlıkların Oluşumu ve Değişimi adlı yazımızla karşınızdayız.

Liderlik ve Kişisel Gelişim kategorisine devam ediyoruz.

Başlayalım.

ALIŞKANLIKLAR

Aristo erdemleri; düşünce erdemi ve karakter erdemi olmak üzere ikiye ayırır. Düşünce erdemi ona göre daha çok eğitimle oluşur ve gelişir, bundan dolayı da belli bir zaman ve deneyim gerektirir. Karakter erdemi ise alışkanlıkla kazanılır, bu nedenle, adı bile –küçük bir değişiklikle- “alışkanlık” anlamına gelen “ethos”tan gelir.28 Böyle olunca da, karakter erdemlerinden hiçbiri bizde doğuştan bulunmaz. Çünkü doğal olarak herhangi bir özelliğe sahip olan her şey, başka türlü bir alışkanlık edinemez.

Burada bir örnek vererek devam edelim, normal şartlard aşağı doğru inen taşı, herhangi bir kimse on binlerce kez yukarı doğru atarak taşı alıştırmaya çalışsa bile, taş yukarı doğru gitmeye alışamaz.Aynı şekilde alev de aşağı doğru gitmeye alışamaz.Alevin yukarı doğru yükselmesi, yukarıya dorğu atılan taşın da yere doğru düşmesi doğası gereğidir.Ya da başka bir ifadeyle, bir doğa kanunudur.Bu nedenle doğal yapısı gereği başka türlü olan her şey, onun zıddına bir alışkanlık edinemez.

İnsanlar eski bakış açılarına, eski yöntemlere, eski alışkanlıklara tutunmaya eğilimlidirler ve bunların değişmesi zordur. Bir alışkanlığı edinmek ya da bırakmak büyük bağlılık ister ve bağlılık da değişim sürecindeki katalizör etkisi yapan katılımdan gelir.Üst düzey yöneticilerin çoğu, sürecin devam ettiğini fark etmeden otoriter rollere kayarlar.Belli etmeden değişirler çünkü otoriter olmak daha kolaydır ve daha az zaman alır.

Alışkanlıklar, davranışlarımızı, düşüncelerimizi veya duygularımızı yönlendiren ve zamanla da otomatik bir tepki haline dönüşen sonradan edinilme bir taslaktır. Alışkanlıklar doğuştan gelen bir özellik olmayıp tamamen sonradan kazanılan davranışlar, düşünceler ve duygular tarzında karşımıza çıkarlar.

Alışkanlıklar, algılamalarımızı belli bir monotonluk ile standart hale getiren veya bir süre sonra irade dışı gösterilen tepkilerdir. Düzenli olarak kendini gösteren öğrenilmiş davranışlardır. Algı kavramı alışkanlıkları meydana getiren ana faktörlerin başında gelir.İllüzyon durumunda olan algılamamızı düzelttiğimiz zaman bu alışkanlıklar da ortadan kalkacaktır.Böylece davranışlarımızı kontrol altına almış oluruz.Çünkü varlıkta birtakım bilgiler eksikse, nedensellik kavramı henüz gelişmemişse, çoğu bilgi şuurumuz dışında bloklanmış durumda kalmış demektir.Bunların yol bulabilmeleri, bir yerden bir yere taşınabilmeleri için esaslı bir eğitime, bilgiye, bilinçlenmeye ihtiyaç vardır. Bu bakımdan birçok insan alışkanlıklarından kolaylıkla kurtulamaz!

Daha kapsamlı anlamıyla insanın kişiliği dediğimiz şey, yüzlerce denilecek kadar çok sayıda bireysel ve özel ,kişisel alışkanlıklardan oluşan bir karışımdır.Kişisel alışkanlıklar yalnız ifadelerimizde değil tüm tutum ve davranışlarımız ile hayatın karşısında takındığımız tavırlarımızda da kendini göstermektedir.Bazıları sürekli olarak kaşlarını çatmayı veya kolayca öfkelenmeyi alışkanlık haline getirmişlerdir ki bu duruma karşı bazı kimselerde ürkeklik, düşmanlık ya da şüphecilik yansıtan bir duruma bürünmüşlerdir.

Diğer kimseler ise açık kalpli, içtenlik dolu, daha güven verici bir nitelik taşımaktadırlar.Bize huzur ya da huzursuzluk veren, kaygı ya da korku hissettiren olaylar karşısında edindiğimiz alışkanlıklarımızın yanı sıra beslenme konusunda da farklı alışkanlıklar sergilemekteyiz. Tüm bu özgül alışkanlıklar hep sonradan edinilme şeylerdir. Kalıtım yoluyla gelmemektedirler.Ve bir yaşam boyunca birbirini izleyen başarılar veya başarısızlıklar bile hep alışkanlıklarla ilgilidirler ki bunlar, hayatın problemleri ve zorlukları karşısında gösterdiğimiz tepkilerin tekrarından kaynaklanmaktadırlar.

Alışkanlıkları fiziksel, duygusal ve zihinsel olmak üzere üç ayrı bölüm altında incelememiz mümkündür. İlk tepkiyi algılara dayalı duygularımızla veririz.Daha sonra fiziksel merkez en son olarak da zihin merkezi devreye girer.Alışkanlıkların gözlemlenmesi ve incelenmesi özellikle güçtür, çünkü onları görmek ve kaydetmek için insanın bir an için bile olsa onlardan uzaklaşması, kurtulması gerekmektedir.İnsan, belli bir alışkanlık tarafından yönetildiği müddetçe onu gözlemleyemez.Fakat ilk adımda güçsüz olmakla birlikte onunla savaşmak üzere onu hisseder ve farkına varır.

Bu sebeplerden ötürü alışkanlıkları gözlemlemek ve incelemek adına insanın onlara karşı mücadele etmesi, çalışması gerekir.Böyle yaparsa pratik bir kendi kendini gözlemleme yöntemi ortaya çıkar.Burada gözlemleme işi  dediğimiz , o alışkanlığı değiştirmeye yeterli olmayacaktır fakat nelerin mevcut olduğunu ortaya koyacaktır.Liderlik kapasitesini geliştirmek için bizlerin, beynin çalışma mekanizması, duygusal zeka ve son kertede davranışları yönlendiren alışkanlıkların oluşumu ve değişimini çok iyi anlaması ve kendini her anlamda geliştirmeye çabalaması önemlidir

Fiziksel Alışkanlıklar

Fiziksel alışkanlık ya da bağımlılık dediğimizde aklımıza ilk gelen şey hiç şüphesiz sigara alışkanlığıdır.Bu durumla alakalı yapılmış olan sayısız araştırma sigara alışkanlığının vücutta yaratmış olduğu bağımlılığın en çok 20 günde atılabildiğini söylemektedir.Bu durumda bu bağımlılığın temel sebebi tamamen psikolojik, yani zihinseldir.Çok yüksek oranlarda göze çarpan diğer fiziksel alışkanlıklardan bazıları ise  çay, kahve, içki, uyuşturucu gibi zararlı maddeler, abur cubur yemek, sürekli televizyon seyretmek ve oyun alışkanlığı gibi alışkanlıklardır.Bu durumlara ek olarak farkında olmadığımız ve kontrol etme ihtiyacı duymadığımız belirli hareketler ve tikler de vardır.Belli bir çaba harcadığımızda fiziksel alışkanlıklarımızı yakalayabilir ve kontrol altına alabiliriz.Oysaki alışkanlıkların incelenmesine önce fiziksel alışkanlıklardan başlamak gerekmektedir.İlk olarak bu alışkanlıklar tespit edilmeli daha sonra ise bunun temeldeki asıl nedenleri analiz edilmelidir.Genel olarak psikolojik olan söz konusu sorun bulunduktan sonra sabır ile fiziksel alışkanlıkları değiştirmek mümkün olabilecektir.Bu tür alışkanlıkların tespit ve değiştirilmesinde çevre desteği önem arz etmektedir.

Duygusal Alışkanlıklar

Dünya üzerinde yaşarken  tecrübeler kazanırken bilgi edindiğimiz en temel kısım apaçık duygularımızdır.Bu açıdan duyguların çok derin incelenmesi, denetlenmesi ve kontrol altına alınması, kişisel gelişim ve kendimizi tanıma bakımından faydalı olacaktır.Hayatın içerisinde kazandığımız her türlü etkiyi duygular üzerinden geçirmek zorundayız.Yani bize gelen her türlü dış etki, duygularımız üzerinde bir gerilim, bir baskı ya da bir gevşeme hali, bir hoşluk meydana getirir.Herhangi bir olay karşısında gösterdiğimiz reaksiyonları harekete geçiren ana unsur duygularımızdır.

Duyguları nasıl şekillendirdiysek ki birtakım olaylar karşısında alacağımız tavır , hal ve hareketler de buna göre şekillenecektir.Örnek olarak, gurur,kıskançlık, öfke gibi var olan duygusal alışkanlıklarımız varsa, bu alışkanlıklarımız bu durumlar karşısında göstereceğimiz tavırları etkisi altına alır ve bizi istedikleri gibi yönlendirirler.Duygular konusunda olumsuz duyguları  ifade etme alışkanlığı ile savaşma uğraşmak faydalıdır.Bir kimse, düzen veya adalet olarak benimsediklerinin bozulduğunu hissettiğinde, olumsuz duygularını ifade etmemek insan için daha da zordur. Olumsuz duyguları açığa çıkarmamaya karşı yapılan mücadele, kendi kendini gözlemleme adına iyi bir yöntem olması yanısıra aynı zamanda diğer bir özelliğe de sahiptir.Bu savaş diğer istenmeyen alışkanlıkları oluşturmadan insanın kendisini ya da alışkanlıklarını değiştirebileceği az sayıdaki yollardan birisi olacaktır.Bu sebeple de  kendi kendini gözlemleme ve kendi kendini inceleme durumu başlangıçtan itibaren olumsuz duyguları ifade etmeye karşı verilen mücadeleyle birleşmelidir.

Zihinsel Alışkanlıklar

Zihinsel alışkanlıklar , bizim üzerimizde yerleşmiş olan sabit fikirler ve önyargılardır diyebiliriz. İlerde de “liderlik ve değişim” başlığı altında ele alınan değişim kavramı ile barışık olmayan insanların da sıklıkla yaşadığı sorun aslında bu sabit fikirler ve önyargılardır.İnsanlar aslında belli bir yaştan sonra genel olarak belirli bir düşünme biçimi ve yaşam görüşü kazanırlar ve bunu hiç değiştirmek istemezler.Bunun en güzel örneklerinden bir tanesi kuşak çatışmasıdır.Bu tarz görüşlere ters bir durumla karşılaşıldığında da  hemen savunma mekanizmaları devreye girer ve mevcut konum korunmaya çalışılır.Oysa ki her an, her şey değişim içerisindedir ve zaman ilerlemektedir.Zihinsel düzeyde tam anlamıyla kontrol edilmesi gereken diğer bir alışkanlık konusu da inançlardır.

Hepimizin kendine göre inançları bulunur ve inançlar da yalnızca dini, manevi ya da felsefi anlamda ele alınmamalıdır.Herhangi bir konuda inanç haline getirdiğimiz düşüncelerimiz de var olabilir.Bu durumdaki inançlar da belli duygusal durumlar gibi alışkanlık haline geldiğinde bizi ele geçirebilir ve yönetebilirler.Bu durumun önüne geçebilmek ancak tamamen yeni bir bakış açısıyla düşünmeye başlamakla mümkün olabilir; bugüne kadar bize oldukça yabancı olan yeni bir bakış açısıyla.

Kendimizde zihinsel değişimi gerçekleştirebilmemiz için atmamız gereken adımlar mevcuttur. Hepimizde doğuştan itibaren oluşan birikimler, tecrübeler, öğrenilen bilgiler ve bunun gibi koşullara bağlı olarak meydana gelen düşünce ve fikirler bileşimi mevcuttur. Bu bileşim ağı, bize duyularımız yoluyla gelen her izlenimi yıllar içerisinde oluşmuş belli bir düzen içinde alır. Bu düzen bizim farklı ve kişisel bir yanımızdır. Yani bizi başka insanlardan ayırır ve bize farklı bir ton ya da anahtar verir.

Öyleyse, zihinsel değişimi elde edebilmek için, izlenimleri farklı bir biçimde almaya başlamamız gerekir. Farklı insanların, aynı deneyimler karşısında farklı algılara sahip ağların işleyiş düzenine bağlı olarak her insan olayları farklı bir paradigma veya zihniyet çerçevesinde algılayacaktır. Her şeyin kontrolümüzde olduğunu ve her şeyi şuurlu olarak yaptığımızı zannederiz, ama bu sıradan yaşamdaki en büyük zanlardan biridir ve bizi kendine zincirlemiş durumdadır.

Kendimizi bu sıradan yaşamın kıskacından kurtarmamız, kendini bilme çalışmasının temel hedefidir, çünkü özgür olmazsak çalışmanın öğretilerinden yararlanabilmemiz ve dolayısıyla zihinsel değişimi elde edebilmemiz mümkün değildir. Zihinsel değişimin elde edilmesinde bütün sorun, izlenimlerin yeni bir biçimde alınıp kaydedilmesinin etrafında dönmektedir. İlk adımımız, bu izlenimlerin alınmasıyla, bunların daha sonraki gelişmeleri arasında bir boşluk yaratmak olmalıdır.İşleyiş yine bizim paradigmamız olan bilişsel ve duyuşsal ağının kendi düzenine göre olsa da araya girmemiz gerekir.

Bunun anlamı, duyularımız yoluyla bize ulaşmış olan izlenimlerimizi, önceden alışmış olduğumuz düzene göre ele alacağımıza, şuurlu olarak araya girip bu otomatik reaksiyonu önlememiz gerektiğidir. Otomatik reaksiyon dizisi bozulduğunda ise eylemlerimize yön veren gerçek gücün irademiz olduğunu hissetmek, daha düşünsel davranışlar ortaya koyabilmemizin önünü açar. Böylece amacımız olan davranış değişikliğinin de temeli olan alışkanlıklardan kurtulmak ve istenen alışkanlıkları kazanmak mümkün olabilir.

ALIŞKANLIKLARIN OLUŞUMU ve DEĞİŞİMİ NEDİR SONUÇ : 

Bugün Alışkanlıkların Oluşumu ve Değişimi Nedir adlı yazımızı  sizlerle paylaştık.Kişisel gelişim anlamında fayda sağlaması amacıyla paylaşıyor olduğumuz bu konu başlıkları umarım faydalı olacaktır.

İyi Çalışmalar

Etkili Öğrenme | Nasıl Etkili Öğreniriz ?

ETKİLİ ÖĞRENMENİN TEMEL İLKELERİ

Etkili öğrenme nedir ? Nasıl etkili öğreniriz ? Etkili öğrenmede nelere dikkat etmeliyiz ? Etkili öğrenmenin alt başlıkları nedir ? Bu ve benzeri sorulara cevap aradığımız Ekili Öğrenme adlı yazımızla karşınızdayız.

Başlayalım.

ETKİLİ ÖĞRENME

(1) Motive Etme ve Etkin Katılım

Öğrenmenin temel koşullarından birisi, kişilerin uygun bir biçimde motive edilmeleri gereğidir. Öncelikle kişide öğrenme arzusunu sağlamak veya geliştirmek gerekir. Eğer kişilerde öğrenme arzusu yoksa arzu edilen öğrenme mümkün olmaz ve beklenen yarar sağlanamaz. Öğrenim esnasında ve sonrasında ödül sistemini yürütmek yararlı olacaktır. Çünkü dışsal ve içsel ödüller öğrenime katılımı kolaylaştırır.

(2) Bireysel Farklılıkların Dikkate Alınması

Eğitime katılanların zihinsel yeteneklerinin farklı olması durumudur. Yüksek yetenek düzeylerine sahip olan bireylerin daha düşük yetenek düzeyine sahip olanlardan daha hızlı öğrenecekleri kesin olarak söylenebilir. Bu nedenle ya öğrenim sürecinin etkinliğini artırmak için bireyselleştirilmesi gerekir. Bu mümkün değilse kişilerden benzer kişisel yetenek ve kapasitede olanların bir grup halinde öğrenmelerini sağlamak yerinde olacaktır.

(3) Öğrenme Malzemesinin Düzenlenmesi

Öğrenmenin başka bir ilkesi, öğrenilecek malzemenin mümkün olduğunca anlamlı bir tarzda örgütlenmesi gereğidir. Öğrenilecek malzeme, birbirini izleyen her bir deneyimin bir öncekinin üzerine inşa edilmesi ve kişilerin deneyimlerini kullanışlı bir bilgi ve beceri kalıbıyla bütünleştirebilmeleri amacıyla, belirli bir plana bağlanmasıdır. Ayrılıkların, belirsizliklerin ve çelişmelerin varlığı, ilgi kaybına ve sıklıkla iş başarısı için gerekli olan şeyleri öğrenmede başarısızlığa neden olacaktır.

(4) Uygulama ve Tekrar

Belirli bir iş için gerekli bilgi ve becerilerin öğrenilmesi maksadıyla sürecin belirli bir noktasından sonra kişiye uygulama ve tekrar etme fırsatının tanınması gereklidir. Öğrenim sırasında zaman zaman uygulamalı çalışmalar yapılarak verimlilik artırılır. Özellikle el becerisinin gerektiği işler için uygulamalı çalışma yaptırma zorunludur. Bu durum, kişinin öğrenmeye karşı ilgi ve motivasyonunu yoğunlaştıracaktır.

Bir bireyin öğrenim süresi içinde, önceden belirlenmiş hedeflere ne kadar yaklaştığını değerlendirmek amacıyla oluşturulacak sabit noktalar veya ölçütler, öğrenmeye daha fazla yardımcı olur.

(6) Öğrenmenin Çalışma Ortamına Nakli

Öğrenim faaliyeti çalışma ortamı dışında gerçekleştirilirse, ortamda verilen bilgilerin gerçek çalışma ortamına nakli sorunu söz konusu olabilir. Eğer birey, öğrendiği davranışı gerçek iş ortamında gösterebiliyorsa, öğrenmenin olumlu nakli gerçekleştirilmiş olur. Ancak birey, gerçek iş ortamında kazandığı davranışı sürdüremiyorsa veya öğrenim sonrasında kendisinden beklenen performansı sergileyemiyorsa, olumsuz transferden söz edilebilir. Bu bakımdan öğrenimin etkinliği açısından olumlu bir transfer üzerinde durulmalı ve bu sağlanmalıdır.

nasıl öğreniriz

Öğrenme Modelleri

Burada  , çğrenme kuramları hakkındaki çalışmaların 1900’lü yılların yarısına kadar davranışsal (uyaran-tepki), bilişsel ve duyuşsal (güdülenme, kişilik, sosyal psikoloji) kuramlar olarak üç ana başlık altında gruplandırıldığı, ancak daha sonra geliştirilen nörofizyolojik kuram ile öğrenmenin bu boyutlarının yanı sıra nörofizyolojik boyutundan da söz edildiği görülmektedir.

(1) Model Alarak Öğrenme

Model alarak öğrenme (taklit, örnek alarak öğrenme, sosyal öğrenme); öğrenme olayı gerçekleşirken çevredeki insanların örnek alınarak taklit edilmesi şeklindeki öğrenme modelidir. Günlük hayatta elde edilen bilgi ve becerilerin büyük çoğunluğu bu yolla gerçekleşir. Bu öğrenme türü, hem hayvanlara hem insanlara özgüdür. Bahriyelinin bölük komutanını taklit ederek, şekil disiplini kapsamında kılık, kıyafetine özen göstermesi bu öğrenme modeline birer örnektir. Liderlik eğitiminde “rol model” konsepti çok önemli bir yere sahiptir.

(2) Bilişsel Öğrenme

Biliş, insanın dünyayı tanıma, anlama ve öğrenmeye yönelik gösterdiği tüm zihinsel etkinlikleridir. Bilişsel öğrenme en karmaşık ve en üst düzeydeki öğrenme olup insan öğrenmelerinin çoğu bilişsel öğrenmedir. Bilişsel öğrenmede dıştan alınan uyarıcılar algılanır, önceki bilgilerle karşılaştırılır ve yeni bilgiler oluşturulur. Oluşturulan bu bilgiler belleğe depolanır. Bu sırada eski bilgilere yeni anlamlar ve bağlar kazandırılır.

(3) Kavrayış Yoluyla Öğrenme (Sezgisel Öğrenme)

Çözülmesi gereken problemin kavramları ile elemanları arasındaki ilişkinin farkına birden bire varılarak öğrenmenin gerçekleşmesidir. Yani aniden ve çok hızlı bir kavrama durumudur. Bu öğrenme, bireyin konu üzerinde çalışması, zihnini yorması ve çeşitli yollar denemesine rağmen başarılı olamaması ancak çalışmaya ara verdiğinde birden çözüm yolunu bulması şeklinde açıklanabilir. Durum veya sorun hakkında hiçbir şey düşünülmediği bir anda çözüm kendiliğinden gelmektedir. Bir öğrencinin matematik probleminin çözümünü birden bulması veya başına elma düşmesi sonucunda, Newton’un yerçekimi kanunu bulması bu tür öğrenme örnekleridir.

(4) Soyut Kavramların Öğrenilmesi (Sözel Öğrenme)

Sözel öğrenme sözcüklerle ve kavramlarla gerçekleşen bilişsel bir öğrenme sürecidir. Örneğin; bir adres tarifinin anlatılması sonucu adresi arayan kişinin buna göre aradığı yeri bulması sözel bir öğrenmedir. Sözel öğrenmede ilk aşama kelime olarak söylemeyi öğrenmektir. İkinci aşamada, kelimeler nesnelerin adı olarak kullanılmaya başlanır. Üçüncü adım olarak da kelimeler, nesnelerin genel özelliklerini ifade etmek amacıyla kullanılır. Yani kavram aşamasına gelinmiştir. Kavram bir nesne veya semboldür. Kavram öğrenme, yüksek düzeyde bilişsel süreçleri ve çeşitli örneklerin karşılaştırılarak genellemeye gidilmesini gerektirir.

(5) Psikomotor (Devinimsel) Öğrenme

Bir işin, davranışın nasıl daha iyi, hızlı, doğru ve hatasız bir şekilde yapılacağının öğrenilmesidir. Çatal kaşıkla yemek yemeyi öğrenmek, on parmak bilgisayar klavyesinde yazmayı öğrenmek, otomobil kullanmayı öğrenmek, yelken yapmayı, bir müzik aletini çalmayı öğrenmek psikomotor öğrenme örnekleridir. Psikomotor öğrenmede beden, kas, zihin ve yapılacak iş arasında bir eşgüdüm söz konusudur. Bu tip öğrenmelerde üzerinde daha çok durulan konu, davranışın yapılış tarzıdır. Psikomotor öğrenme genellikle davranışın yapılmasındaki hız ve hatasızlıkla ölçülür.

(6) Yer Öğrenme

Çevredeki eşyaların, nesnelerin konumlarının zihinde bilişsel haritalarının çizilmesidir. Mekanla ilgili ipuçlarından yola çıkılarak bu öğrenme uygulanır. Bu ipuçları nesnelerin birbirlerine göre konumunu kavramada etkili olur.

(7) Deneme Yanılma Yoluyla Öğrenme

Organizma yaşam süresince birçok problemle karşılaşmaktadır. Başlangıçta karşılaşılan bu problemlerin çözümleriyle ilgili genelde hiçbir fikri bulunmamaktadır. Bu nedenle organizma, amaca ulaşmak veya problemi çözmek için çeşitli davranışlar geliştirir. Bu davranışlardan çözümü sağlayan davranışların benimsenip, çözümü sağlamayan davranışların ise terk edilmesiyle gerçekleşen öğrenme, deneme yanılma yoluyla öğrenmedir. Hata miktarı azaldıkça öğrenme artmakta, organizmanın zeka düzeyi yükseldikçe deneme yanılma sayısı azalmaktadır. Edison’un ampulü bulması, kilitli bir kapıyı birçok anahtar deneyerek açma girişimi deneme yanılma yoluyla öğrenme örnekleridir.

ETKİLİ ÖĞRENMENİN TEMEL İLKELERİ SONUÇ : 

Bugün Etkili Öğrenmenin Temel İlkeleri adlı yazımızı sizlerle paylaştık.Özellikle liderlik ve kişisel gelişim anlamında kendimizi ileri götürmek durumunda olduğumuz bu yüzyılda umuyorum faydalı bilgiler edinirsiniz.

İyi Çalışmalar

Nasıl Öğreniriz ?

BEYNİMİZ NASIL ÖĞRENİR ? 

Beynimiz nasıl öğrenir ? Öğrenme methodları nelerdir ? Öğrenme olayı nasıl gerçekleşir ? Öğrenmenin adımları nelerdir ? Bu ve benzeri sorulara cevap aradığımız Beynimiz Nasıl Öğrenir adlı yazımızla karşınızdayız.Liderlik ve Kişisel gelişim serisinin 2 . yazısı olan bu yazı ile gelecekte her birimizin ihtiyacı olan ve halihazırda farkında olmamız gereken sorulara ve konulara odaklanmaya çalışacağız.

Başlayalım.

NASIL ÖĞRENİRİZ ? 

Geleceğin liderleri için öğrenme sürecinin anlaşılması önemlidir.Bu bilgi onları eyleme dayalı öğrenme çevriminin herhangi bir safhasında karşılaşabilecekleri ve öğrenme kapasitelerini sınırlayabilecek kavramsal tuzaklara karşı hazırlıklı olmalarına imkan sağlar.Eyleme dayalı öğrenme çevrimi insanların doğal öğrenme süreçlerini yansıtır.Her gün inanç ve beklentilerimizi deney testinden geçirmek suretiyle yeni anlamlar yaratma adına durmaksızın yeni yollar arayışımızı betimler. Şekilde de gösterilen eyleme dayalı öğrenme çevrimi tipik olarak dört adımdan oluşur: Eylemde bulunma, yansıtma, anlamlandırma ve deneme.

İlk adım olan “eylemde bulunma”nın iki anlamı vardır. İlki amaca uygun davranmak.

İkincisi ise gündelik hayatın parçası olarak “şey”leri yapmaktır (yemek, içmek, nefes almak gibi). İkinci adım olan “yansıtma” ise yaptığınız eylemin önemine geri dönmeniz demek değildir.Fakat aynı zamanda benzer durumlarda farklı davrandığınız taktirde bu farklı eylemlerin ne gibi farklı sonuçları olacağını hayal etmektir.Bu bir bakıma ilişki ve olayların gözden geçirilmesi sürecidir. Bu adım yaşanan olayın beyinde yeniden canlandırılması, hatta düzenlenmesi suretiyle öğrenmeye yol açan sonuçların çıkarılması işlemidir.

Üçüncü adım olan “anlamlandırma” aşaması ise kavramsal çerçevenin oluşturulması veya algının oluşturulması olarak da ifade edilebilir. Bu aşamada yansıttığımız çerçeveye bazı sorular yöneltiriz: “Bu olayda işe yarayan koşullara bakarak genelleme yapılabilir mi veya bu koşullar gelecekte de çalışacak mı? Bu sonuçlar nasıl ve neden ortaya çıktı? Benim olayların gerçekleşmesine ilişkin teori veya hipotezim neydi? Bu hipotez bu olaydaki sonuçları kesinlikle öngördü mü?

“Anlamlandırma” aşamasında gerçekliğe ilişkin yeni bakışlar ve güvenilir çerçeveler inşa edersiniz.Tecrübelerden yeni anlamlar yaratmak, yeni dersler alınmasına yol açar. Bu ışık sayesinde benzer durumlarda çözüm üretmek mümkün olabilir.Öğrenme çevriminin bu safhası size karmaşık dünyada kullanmak üzere yeni bir yol haritası sunar, ta ki bir sonraki öğrenme süreciniz onu değiştirene kadar.

Son safha olan “deneme” ise çıkardığınız sonuçlar çerçevesinde eyleminizi değiştirmek adına, bir bakıma pilot bir uygulama ile etkilerini gözlemleme irade ve arzunuzu ifade eder. Bu uygulama sonunda keşfeder ve eyleminizde değişiklik yapıp yapmamaya karar verirsiniz.

Öğrenme, deneyimin bir sonucu olarak ortaya çıkan davranıştaki değişiklikleri yansıtır.Bu tanımın her iki kısmı da önemlidir.Birincisinde öğrenme, sadece davranışta değişiklikler meydana geldiğinde söz konusu olur. Davranışsal değişikliklerle sonuçlanmayan tutumlarda, inançlarda veya genel bilgideki değişiklikler öğrenme olarak kabul edilmez.Gerçek öğrenme, koşullara uyumu temsil eder ve bunun davranışa yansıtılması gerekir.

Bir birey yeni veya değişen bir duruma uyum gösterdiğinde, davranışını değiştirir ve böylece durumun gerekleriyle tutarlı bir davranış sergiler. Bu davranışsal değişme öğrenmeyi temsil eder.İkincisinde öğrenme, özel bir durumla ilgili deneyimle gerçekleştirilir. Bir birey, neler olup bittiğini görmek için farklı yaklaşımları titizlikle kullanarak, rastgele deneme yanılma yoluyla farklı eylemlerde bulunarak ve başkalarının eylemlerini dikkatli bir şekilde gözlemleyerek bir duruma uygun anlayışlar kazanabilir.

Çağdaş psikolojide davranışlarımızın veya çevreyle ilgili bilgilerin öğrenmeyle kazanıldığı ve öğrenmenin temel olarak iki farklı şekilde cereyan ettiği kabul edilir; edimsel koşullanma ve klasik koşullanma.Bu öğrenme çevrimindeki ilk safha “eylemde bulunma” aşamasında gerçekleşir. İnsan organizması biyolojik yapı ve imkanları bakımından bu yollarla öğrenmeye hazır bir vaziyette dünyaya gelir. Genler yeni doğan bireyde, yürümekten düşünmeye kadar tüm davranışlarını yapabilecek bir kapasiteyi naklederler.

Nasıl Öğreniriz

Bu kapasitenin kapsamı içinde mükemmel ve son derece karmaşık bir yönetim örgütü olan sinir sistemimizi, yine bunun kadar karmaşık ve önemli görevleri yüklenmiş olan hormon sistemimizi, sindirim, dolaşım sistemlerimizi, bunların tek tek ve organizmanın bütünüyle birlikte yaptığı faaliyetlerin sonuçları hakkında yönetim merkezini (beyin) haberdar eden geriye bildirim ilmeklerini sayabiliriz.İnsan organizması bu kapasiteyi kullanarak, yemek yeme biçiminden yüksek matematiği uygulamaya kadar onu bir amip olmaktan kurtaran çok zengin bir davranış dağarcığını, yukarıda belirtilen temel iki öğrenme yoluyla kazanır.Öğrenme olayının temel olarak bu iki yolla cereyan ettiğini kabul eden araştırmacılara “çağrışım bağ kuramcıları” denmektedir.Davranışçıların hemen hepsi çağrışım bağını veya bağlantı prensiplerini kabul ederler.Bunlara göre öğrenme uyaranlarla tepkiler arasında bir bağlantı (veya çağrışım bağı) kurulmasının sonucudur.Buna karşılık öğrenmeyi, algılarımızın belirli kurallara göre zihinde yeniden organizasyonu olarak kabul edenlere, bilişsel kuramcılar denmektedir.

Kişinin daha önce yaşadığı ve deneyimlediği bazı durumlarda, ortaya olumlu ve olumsuz etkilere yol açan sonuçlar çıkar.Burada meydana gelen olumlu ya da olumsuz sonuçlar, geçmiş zamanlarda ki hatıralarımızdan ve ya başımızdan geçen olaylardan kaynaklanmaktadır.Yani burada bu sonuçlar, kişinin ileriki zamanlarda ki davranışlarında büyük ölçüde etkili olacaktır.Buna ek olarak eğer birey, daha önce bir davranışta bulunmuş ve bu davranışın sonunda da olumlu bir sonuç elde etmişse, tekrar aynı davranışta bulunmaya yönelecektir.

Aynı şekilde birey bir davranışta bulunmuş ve bu davranışın sonucunda olumsuz bir tepki almışsa, bir daha benzer davranışta bulunmaz. Olumlu ve olumsuz sonuçların, bir kişinin davranışlarında yol açtığı değişikliklere ”Edimsel Koşullanma” denir. Edimsel koşullanmada ; bireyleri harekete geçiren, davranışlara iten, davranışlarına yön veren sebeplerin ihtiyaçlar (gıda, su, cinsel, eş, barınma, korunma, sevgi, sosyal mevki, merak, koşullanma ihtiyacı) gibi güdüler olduğu görülmektedir.

Her hangi bir güdünün etkisiyle harekete geçen birey, hedefine ulaşmak için çeşitli tepki ve davranışlarda bulunacaktır. O anda içinde bulunduğu şartlarla ilgili daha önce kazanmış (öğrenmiş) olduğu tecrübeleri yoksa çeşitli tepki ve davranışları deneyecektir. Belirli sayıdaki deneme-yanılmalardan sonra organizma muhtemelen, ihtiyacını tatmin edecek hedefe ulaşacaktır. Aynı koşullanma şartlarıyla karşılaştığında bireyin hedefe ulaşmak için ortaya koyduğu tepkilerin ortaya çıkma olasılığı, hedefe götürmeyen diğer tepkilerin ortaya çıkma olasılığından fazla olacaktır. Bu olasılık aynı şartlardaki her tekrarda artacaktır.

Tekrar sayısı veya kaç tekrarda öğrenileceği organizmanın motivasyon ve koşullanma şartlarının özelliklerine bağlı olarak değişecektir. Öğrenme yerleşince (yani belirli bir davranışın belirli bir koşullanma durumuyla olan ilintisi kuvvetlenince) aynı koşullanma şartlarında çok büyük bir olasılıkla aynı davranış yapılacaktır.

Bu tepki veya davranışların öğrenilmesinin en önemli sebebi, bireyin bir ihtiyacını tatmin etmiş olması veya bireyin bu tepkilerin sonunda bir mükafat elde etmiş olması ve dolayısıyla bu tepkilerle mükafat arasında gittikçe kuvvetlenen bir bağ oluşmaya başlamasıdır.Öğrenmede temel amaç, davranışta değişikliğin sağlanmasıdır. Eğitime tabi tutulan bireyin davranışlarında bir değişiklik olmamışsa, muhtemelen öğrenmenin bazı önemli ilkeleri göz ardı edilmiştir.

BEYNİMİZ NASIL ÖĞRENİR SONUÇ : 

Bugün Beynimiz Nasıl Öğrenir adlı yazımızı sizlerle paylaştık.Bu yazı dizisi içerisinde bol bol kişisel gelişim ve liderlik ile ilgili konularla meşgul olacağız.Umarım faydalı olur.

İyi Çalışmalar.

Beynimiz Nasıl Çalışır

BEYNİMİZ NASIL ÇALIŞIR ?

Beynimiz nasıl çalışır ? Liderlik nedir ? Liderlik ile beynin arasındaki ilişki nedir ? Beynimiz ile ilgili  teoriler nedir ? Bu ve benzeri sorulara cevap aradığımız bu yazı dizisine beynimizin nasıl çalıştığına dair yazı ile başlıyoruz.

BEYNİN ÇALIŞMA YAPISI İNCELEME

Liderlik çerçevesinde merkezi öneme sahip olan beyin, birçok işlevi eş zamanlı olarak yerine getirebilen bir organdır. Vücut hareketlerinin kontrol edilmesi, organların düzenli çalışması yanında öğrenme, düşünme ve hatırlamadan sorumludur. Sinir sisteminin en önemli kısmını ve merkezini oluşturur.

Kafatası içerisinde üç kat beyin zarı ile örtülü olan beyin, muhallebi kıvamında, gri, pembe ve beyaz renkte ve buruşturulmuş kağıt görüntüsüne sahiptir. Gri renk nöron (sinir hücreleri) kümesinden kaynaklanmaktadır. Pembe-beyaz rengin kaynağı ise sinir bağlarıdır.

İnsan beyninde (resim-1) ortalama 100 milyar hücre bulunmaktadır. Bunların 10–15 milyarı “nöron” adı verilen düşünme ve öğrenmeyi sağlayan sinir hücreleri, geri kalanlar ise “glia” adı verilen beslenme ve temizlik gibi işlevler yürüten yardımcı hücrelerdir.

Büyük ölçüde proteinden oluşan beyinde, ayrıca vücudun farklı bölgelerinde bulunmayan bazı yağlı maddeler de bulunmaktadır. Beyin ihtiyacı olan enerjiyi ise glikozun oksijenle yanmasıyla elde etmektedir. Vücudun % 2’sini oluşturan beyin, tüm vücuttaki oksijenin dörtte birini kullanmaktadır.

İnsanlar beyin gelişimlerini tamamlayarak, diğer bir ifadeyle nöronların neredeyse tamamına sahip bir şekilde dünyaya gelirler. Ancak burada nöronlar arasındaki ilişkiyi sağlayan dallar (dentritler), bu aşamada henüz yeterli düzeyde nöronlar arasındaki bağlantı (sinaps) oluşturmamıştır. Doğumda yetişkin bir insanın beşte biri kadar büyüklüğe sahip olan beyin; ileri ki yaşlarda nöronların büyümesi ile dal ve hücreler arasındaki bağlantı sayısının artmasıyla büyümektedir.

Beyindeki bu gelişim, vücut fonksiyonlarının yapılandırılmasını sağlamaktadır. Duygusal zeka dolayısıyla liderlik kapasitesine doğrudan etki eden yaşadığımız deneyimler beynimizde nöronlar arasında bağlantı oluşmasını sağlamaktadır. Patika olarak başlayan bu bağlantılar zamanla kara yoluna ve eğitimle desteklendiğinde otobanlara dönüşerek, kalıcı ve güçlü alışkanlıkların oluşmasına imkan verirler. Patikalar üzerine gidilmez ise tersine bu bağlantılar zamanla körelir ve alışkanlık haline gelemez.

Nöronları diğer nöronlar ile haberleşen, büyüyen telefon kabloları olarak düşünebiliriz. Yetişkin bir insanda, her bir nöron diğer nöronlarla 15.000 sinaptik bağlantı kurabilmektedir. İki sinir hücresi arasında ancak elektron mikroskobu ile görülebilecek sinaptik boşluk olarakadlandırılan küçük boşluklar bulunmaktadır.

Vücuda gelen sinyaller bir nörondan diğerine bu küçük boşluklardan geçerek iletilir. Nörotransmiter adı verilen kimyasallar sinyallerin nöronlar arasında iletilmesinde aktif rol almaktadır. Bu elektrokimyasal işlem tüm davranışlarımızın ve vücut fonksiyonlarımızın temelini oluşturmaktadır. Ancak nöronlar kendilerine ulaşan her uyarıcıya mekanik olarak cevap vermezler. Bazen durgun kalır, bazen de uyarılırlar. Uyarıcıların nasıl bir oluşum sonucunda durgun kalmaya ya da uyarılmaya karar verdiği açık bir biçimde bilinmemektedir.

Beynimiz sinir hücreleriyle örülmüş bir ağ gibidir. Yeni bilgilerin önceki bilgilerle birleştirilmesi, daha önce edindiğimiz bilgilerin geri çağrılması bu ağ sayesinde gerçekleşmektedir. Beyindeki bu sinaptik bağlantılar ne kadar sık kullanılırsa o kadar kuvvetlenir. Kullanılmadığı zaman ise ölür ve kaybolurlar. Bu bağlantılar önümüzdeki bölümlerde ele alınacak davranışları alışkanlık haline getirmek yani içselleştirme ve olayları algıladığımız filtreler ile yakından ilişkilidir.

Beynin gelişimi bu sinaptik bağlantıların oluşturulması (budak salma) ve budanması sürecini kapsamaktadır. Bu nedenle beyne yönelik zenginleştirilmiş tecrübelerle beynin sürekli olarak uyarılması beyin gelişiminde önemli yer tutmaktadır. Doğumdan itibaren yaşadığımız olumlu veya olumsuz deneyimler beynimizin gelişimini doğrudan etkilemektedir. Hatta doğum öncesinde yaşanan deneyimlerin bile bu süreci etkilediği görülmektedir. İnsanların beyinlerini nasıl kullandıklarını tespit etmek amacıyla yakın geçmişte gelişmiş teknolojiler kullanılarak yapılan araştırmalar sonucunda bilim adamlarınca beynin yapısına dair bazı modeller ortaya atılmıştır.

Üçlü Beyin Teorisi

Teori beynin üç bölgeden oluştuğunu ve bu üç bölgenin insanın evriminin farklı aşamalarında meydana geldiğini ileri sürmektedir. Bu üç bölge birbirinden anatomik ve kimyasal olarak ayrılmıştır ve birbirleri içerisinde hiyerarşik bir yapıya sahiptirler. Bu üç bölge ilkel beyin (reptilian brain), limbik sistem ve neokorteks olarak adlandırılmaktadır.

Beyindeki elektrokimyasal değişiklikler bu üç katmanın etkileşmesini ve insan davranışlarının oluşumunu sağlamaktadır. Her üç katman da kendi içinde farklı işlevler yerine getirmektedir. Buna rağmen bu üç bölüm birbirinden bağımsız değil, her biri eş zamanlı olarak sürekli birbiriyle etkileşim halindedir. Bazen belli bir bölgenin baskın olarak iş görmesi olasıdır

İlkel Beyin (Tepkisel Beyin)

Beynin en içteki parçası olan ilkel beyin büyük oranda beyin sapından oluşmaktadır. Bu bölgenin insanlardaki ilkel davranışları kontrol ettiğine inanılmaktadır. Sindirim, dolaşım, solunum, seks, belli bir bölgeye ait olma, toplumsal hakimiyet kurma, alışkanlıklar, zorunluluklar, zorluk karşısında savaş ya da kaç sorusunun cevabı bu nöronlara işlenir. Vücudun bir bütün olarak hayatta kalma çabası bu bölge ile ilişkili bir olaydır. Üst düzeyde zihinsel kapasite gerektirmeyen bu bölgeye ait davranışların bir diğer özelliği de otomatik olmaları ve değişime kuvvetli direnç göstermeleridir.

Limbik Sistem

Beyin sapını çevreleyen kısım olan limbik sistem, duygusal zekanın merkezi olarak kişilik özellikleri, bellek, açlık ve susuzluk, kimyasal denge, kan basıncı, hormon salgılama, koklama hissi ve bağlanma ihtiyacının kaynağıdır. İçsel ve dışsal yaşantılardan alınan uyaranları birleştirme yeteneğine de sahiptir. Beyin sapını çevreleyen limbik sistem, dış ortamda meydana gelen değişikliklere vücudun daha rahat uyum sağlamasına yardımcı olmaktadır. Duyguları ve belleği birlikte işleyen limbik sistem, duygusal açıdan olumlu izler bırakan öğrenme durumlarını uzun süreli belleğe kaydederek alışkanlıkların oluşumunu sağlar.

Neokorteks (Düşünen Beyin)

Beynin altıda beşini oluşturan neokorteks; görme, işitme gibi duyusal yeteneklerin yanında konuşma, yazma, soyut düşünme, örüntü oluşturma, kavram yapılandırma gibi üstün zihinsel kapasite gerektiren işlevleri de yürütür. Duyulardan gelen verilerin işlendiği ve bütünleştirilerek bir anlam meydana getirildiği, ileriye dönük planlarımızı yaptığımız alandır.

Alnın arkasında bulunan ön lob bilinçli kararların alındığı, planlama ve karar vermenin gerçekleştirildiği kısımdır. Limbik sistemden gelen uyaranları işleyen bu alan sosyal davranışlarımızı kontrol etmektedir. Adından anlaşılacağı üzere şakakların yanında bulunan şakak lob, aslında beynin işitme ile ilgilenen bölümüdür. Şakak lob ayrıca ses, koku ve görüntülerin kaydedildiği bir hafıza merkezidir. Her iki yarıkürenin arka kısmına doğru yer alan yan loblar, dokunma ve tat almanın işlendiği bölümdür.

Yarıkürelerin arka bölümündeki arka loblar ise görme ile ilgilenen alandır.Beyne ulaşan görüntüler burada analiz edilerek; vücutta hareket etme, yer değiştirme ya da yönelme gibi tepkilerin verilmesine neden olur. Öğrenilenlerin kalıcı olması için bilgilerin neokorteksin farklı alanlarına kaydedilmesi gerekmektedir. Bu şekilde bilgilerin daha kalıcı olması sağlanmaktadır.

Limbik sistem içgüdüsel varoluşu, neokorteks mantıksal ve toplumsal varoluşu getirmiştir.İnsan bir tehlike algıladığında, denetim neokorteksten limbik sisteme geçebilmektedir. Bunun nedeni, limbik sistemin daha eski olması ve içgüdüsel tabanı sayesinde, hızlı tepki verebilmesidir.Duygu merkezlerinin bulunduğu limbik sistemin sağladığı hızlı tepkiler, insanoğlunun atalarının, hayatta kalmalarını sağlamıştır. Daha önce bahsedildiği gibi, bütün duygular, harekete geçmeyi sağlayan dürtülerdir.Bunlar hayatla başa çıkabilmek üzere, kişiyi acil çözümler üretmeye yönlendirir.Acil durumlarda limbik beyin, beynin diğer kısımlarına komut vermekte ve kişi, duygular aracılığıyla uyarılarak, kişiye hareket planı sunulmaktadır.

Düşünen beyin, limbik beyinden doğmuş olup, tehlike veya stres anında ondan emir almaktadır.

1990’lı yılların başında, duyulardan gelen mesajların, neokortekse geçmeden önce, amigdaladan geçtiği bulunmuştur. Amigdala, beynin duygusal hafızayla en yoğun olarak ilgili bölümüdür.Kişiyi harekete geçiren duyguların tetiklediği nokta, olayları sürekli tarayan, acil durumlara karşı devamlı uyarı halinde olan amigdaladır.Hayvanlar dünyasında neokortekse sahip olanlar, sadece memelilerdir. Neokorteks, verileri duygu sinyalleriyle uyum içeresinde yorumlamak zorundadır. Zihnin her tanıma edimi, kendi içinde duygusal bir tepki barındırmaktadır.

Örneğin, bir nesne görüldüğünde, onun hoşa gidip gitmediği düşünülmektedir. Yine aynı beyin devresi, insanın gördüğü kişilerden hangilerine selam verip hangilerine vermemesi gerektiğini bildirir. Duygu ve zeka ikilisi, sosyolojik olarak incelendiğinde de, duygusal ve akılcı süreçlerin birlikte hareket eden süreçler olduğu görülmektedir.

İnsanlar rasyonel olmalarının yanı sıra duygusal varlıklardır. İnsanı insan yapan olgu, önceden var olan bir duygusal tabanın üzerine akılcı bir zekanın eklenmesidir. Bu sürecin yerine geçme değil, eklemlenme olması önemli bir noktadır. Çünkü akılcı yetenekler daha önceden var olan ve gelişmeye devam etmekte olan duygusal özelliklerle birleşmiştir.Süreç daha iyi incelendiğinde, çok daha önce evrimleşmiş olan duygusallığın, özellikle baskı altında akılcılığın yerini alma eğilimi olduğu görülmektedir. Bu durumu göz ardı eden yaklaşımların ise hatalı olacaklarını söylemek mümkündür. Buradan çıkarılacak belki de en önemli sonuç duygusal zeka gelişimini esas alan bilinçli ve bilimsel bir liderlik eğitim programının, bireyler için en az akademik gelişim kadar kritik önemde olmasıdır.

 

BEYNİMİZ NASIL ÇALIŞIR SONUÇ :

Bugünki yazımızda Beynimiz Nasıl Çalışır adlı yazıyı sizlerle paylaştık.Bu yazı dizisi ile liderlik ile ilgili genel kavram ve konseptleri sizlerle paylaşmaya çalışacağız.Umuyorum faydalı bir yazı dizisi olacaktır.

İyi Çalışmalar