Skip to main content

İngilizce Öğren -4 | İngilizce Kelime Dersleri

İNGİLİZCE ÖĞREN DERSLERİ – 4

İngilizce nasıl öğrenilir ? İngilizce kelime nasıl çalışılmalıdır ? İngilizce de kullanılan en önemli kelimeler nelerdir ? İngilizce öğrenmeye nerden başlamalıyım ? Bu ve benzeri sorulara cevap aradığımız İngilizce Öğren Dersleri -4 adlı yazımızla karşınızdayız.

Başlayalım.

İNGİLİZCE ÖĞREN -4

Kelime : lay emphasis on

Anlamı : vurgulamak, üzerinde durmak

The first two paragraphs lay emphasis on the particular requirements of the digital environment as the source of data and as a means of producing maps and other visualisations.

İlk iki paragraf dijital ortamın belli gereksinimleri üzerinde durduğu …

Kelime : consolidated

Anlamı : sağlamlaştırmak

Their Prime Minister has possessed the capacity to act all the more forcefully in the previous year since he has united his capacity inside the administration.

Başbakan’ın hükümet içinde ilişkilerini sağlamlaştırdığı için son yıllarda daha saldırgan davranabileceğinden…

Kelime : relies on

Anlamı : -e bağlı olmak, -e bel bağlamak

Pakistan depends on the Indus and its tributaries for half of its water system supplies.

Pakistan, sulama ihtiyacının neredeyse yarısı için Indus Nehri ve O’nun kollarına bağlı durumdadır .

Kelime : interaction

Anlamı : etkileşim

The auroras are caused by the interaction of solar winds with gases in the Earth’s atmosphere.

Geceleri gökyüzünde görülen ay biçiminde renkli ışıkların (hale) atmosferdeki gazlarla rüzgarların etkileşiminden meydana geldiğinden”.

Kelime : protective

Anlamı : koruyucu

It appears to be unusual to us now that excavators and others utilized in hazardous work ought not have requested the arrangement of defensive headgear.

Maden işçilerinin ve tehlikeli işlerde çalışan işçilerin koruyucu başlık koşulunu talep etmemelerinin tuhaf olduğundan…

Kelime : significantly

Anlamı : önemli derecede

In the previous 30 years , our insight into the old Maya progress has expanded essentially because of the decipherment of a newfound content.

Son 30 yıl içinde yeni bulunan yazılı belgelerin sayesinde Maya medeniyeti ile ilgili bilgilerin önemli derecede arttığından…

Kelime : in addition to

Anlamı : ek olarak

In addition to providing luxury on every imaginable level, a five- star hotel should also have the ability to take you by suprise.

Her hayal edilebilecek düzeyde  lüks sağlamanın yanısıra , beş yıldızlı bir otel sizi sürprizlerle de karşı karşıya getirmelidir.

Kelime : owing to

Anlamı : yüzünden, sayesinde

Old Peruvian materials have made due in a phenomenal condition of protection inferable from the dry states of a great part of the nation.

Peru’daki dokümanların, ülkenin kuru hava koşulları sayesinde mükemmel bir durumda olduğundan”

Kelime : properly

Anlamı : düzgün bir şekilde

Unless you use your computer properly, you can’t expect it to function well.

Bilgisayarınızı düzgün bir şekilde kullanmadıkça, onun düzgün bir şekilde çalışmasını bekleyemezsiniz.

Kelime : make up for

Anlamı : telafi etmek

In China’s biggest mental office there is a genuine absence of assets however the staff make a decent attempt to compensate for this in their treatment of the patients.

Çin’in en büyük psikiyatri tesisinde ciddi anlamda kaynak eksikliği olduğu; ancak orada çalışanların hastaların tedavisi konusunda bu eksikliği telafi etmek için çok çaba sarfettikleri…

Kelime : interpretation

Anlamı : yorum, değerlendirme

It’s worth remembering that his interpretation of the downward trends in output over recent years is not the only one.

Kişinin son senelerde, ürünlerin inişe geçme eğilimleriyle ilgili yaptığı yorumun tek olmadığının hatırlatmaya değer…

Kelime : attractive

Anlamı : çekici, etkileyici

On account of musical show, the advantages of having the capacity to encounter the entire creation from the solace of your easy chair are extremely alluring.

Opera izlerken koltuğunuzun rahatlığının keyfini çıkarabilmenin çok ”

Kelime : assess

Anlamı : değerlendirmek

For the control of the deadly brain disease in cows (BSE), surveillance is being stepped up in Canada, but the US claims to be testing enough cattle already to assert the risk.

İneklerdeki ölümcül beyin hastalığının control edilmesi için Kanada’da takibin artılacağından ancak Amerika’nın riski değerlendirmek amacıyla çoktan yeteri kadar ineği test ettiğini iddia ettiğinden”

Kelime : accustom

Anlamı : alıştırmak

In an aircraft the cabin lights are dimmed during take-off and landing to help passengers to accustom themselves to darkness in the event of an emergency.

Kelime : circumstance

Anlamı : durum

A fair proportion of the workforce now work from their homes, a circumstance that has been made possible by computers.

İşgücünün (insanların) kayda değer bir kısmının evlerinden çalıştığı ve bunun bilgisayar sayesinde mümkün kılınan bir durum olduğu.

Kelime : unlikely

Anlamı : olası olmayan

North Korea is unlikely to abandon its nuclear programme without specific security guarantees from America and promises of lost of aid.

Kuzey Kore’nin nükleer programını Amerika’dan özel güvenlik garantileri ve yardım kaybı yaşamadan terk etmesi ihtimal içerisinde değildir.

Kelime : severely

Anlamı : ciddi şekilde

Pharmaceutical firms are wary of devoting money to new antibiotics whose sales can be severely limited by the development of resistance in the target microbes.

İlaç firmalarının, hedef mikropların dayanıklıklarındaki gelişmeyle satıları ciddi şekilde sınırlanabilecek olan yeni antibiyotiklere para yatırma konusunda temkinli oldukları

Kelime : as much as

Anlamı : …kadar çok (sayılamayan isimler için miktar bildirir)

Over this period, as per a report as of late issued by the Hispanic Studies Center in Los Angeles, Mexicans got 14.5 biIIon US doIIars from relatives working in the United States, or, in other words much as Mexico earned from remote oil deals.

Bu dönemde Meksikalıların, Amerika’da çalışan akrabalarından aldıkları 14.5 milyar $‘ın neredeyse Meksika’nın petrol ihracından kazandığı para olduğu

Kelime : experience

Anlamı : tecrübe

You don’t need any experience to work here.

Burada çalışmak için hiçbir tecrübeye ihtiyacın yok.

Kelime : experiment

Anlamı : deney (trial, test)

Researchers now need to conduct further experiments.

Araştırmacılar şimdi daha fazla deney yapmaya ihtiyaç duyuyorlar.

Kelime : hand over (to)

Anlamı : Devretmek, teslim etmek (kişi, şey veya yetki) (surrender)

The suspects have now been given over to the French specialists.

Şu anda şüpheliler Fransa otoritelerine teslim edilmiş durumdalar.

Kelime : innovation

Anlamı : Yenilik (novelty)

The latest technological innovations..

Son teknolojik yenilikler

Kelime : rapid

Anlamı : Hızlı, seri (fast, swift)

We are seeing a fast development in the utilization of the Internet.

İnternet kullanımında hızlı bir büyüme müşahede etmekteyiz.

ingilizce öğren dersleri

Kelime : supply SB with ST

Anlamı : Birisine bir şey temin etmek (provide)

They uncovered that he had provided fear monger associations [with] weapons.

Onun terörist örgütlere silah temin ettiğini açıkladılar.

Kelime : supply ST to SB

Anlamı : Birisine birşey temin etmek (provide)

Two colossal generators supply control [to] cultivates in the zone.

İki devasa jeneratör bölgedeki çiftliklere elektrik temin ediyor.

Kelime : so far

Anlamı : şimdiye kadar (up to now)

So far we have confined our regard for the neighborhood.

Şimdiye kadar dikkatimizi bölgesel alana kısıtladık.

Kelime : apparently

Anlamı : görünüşe göre (It seems that)

Obviously, she surrendered on the grounds that she had a contention with her manager.

Görünüşe göre, patronuyla bir tartışma yaptığı için istifa etmiş.

Kelime : approval

Anlamı : onaylama

We sent the outline to the arranging office for endorsement.

Çizimi, onaylanması için planlama dairesine gönderdik.

İNGİLİZCE ÖĞREN DERSLERİ -3 SONUÇ:

Bugün İngilizce Öğren Dersleri -4 adlı yazımızı sizlerle paylaştık.İngilizcenin önemini ifade etmeme gerek yoktur diye düşünüyorum.Bu öneme binaen elimizden geldiğince ingilizce konusunda farklı bir yaklaşımla yardımcı olmaya çalışacağız.

İyi Çalışmalar

İngilizce Öğren -3 | İngilizce Kelime Dersleri

İNGİLİZCE ÖĞREN DERSLERİ – 3

İngilizce nasıl öğrenilir ? İngilizce kelime nasıl çalışılmalıdır ? İngilizce de kullanılan en önemli kelimeler nelerdir ? İngilizce öğrenmeye nerden başlamalıyım ? Bu ve benzeri sorulara cevap aradığımız İngilizce Öğren Dersleri -3 adlı yazımızla karşınızdayız.

Başlayalım

İNGİLİZCE ÖĞREN -3

Kelime : set about

Anlamı : başlamak

I would like to open a private old people’s home but I don’t know yet how to set about it.

Yaşlı insanlar için özel bir ev açmak istiyorum, ama henüz bu işe nasıl başlıyacağımı bilmiyorum.

Kelime : give into

Anlamı : teslim olmak, pes etmek

Whatever the pressures put upon him, I think it is highly unlikely that James would ever give into anyone.

Onun üzerine ne baskı yapılırsa yapılsın, sanırım James’in birisine teslim olması oldukça olanak dışıdır.

Kelime : get over

Anlamı : iyileşmek, üstesinden gelmek

He’s basically a very reallient person so you can be sure he’ll soon get over this disappointment.

Aslında o her ortama çok iyi uyan biridir, bu nedenle emin olabilirsiniz ki kısa zamanda bu düş kırıklığından kurtulacaktır.

Kelime : compensation

Anlamı : tazminat; karşılık, telafi

Since the firm has been found negligent by the court, his claim for compensation for the accident has been accepted.

Firma, mahkemece ihmalkar bulunduğu için, onun kaza için tazminat isteği kabul edildi.

Kelime : keep up with

Anlamı : ayak uydurmak

In an effort to keep up with the rate of inflation many banks have raised their interest rates.

Enflasyon hızına ayak uydurma çabası içinde pek çok banka faiz oranlarını artırmış.

Kelime : take care of

Anlamı : sorumlu olmak, bakmak

As my secretary will be away for a couple of days, would you be kind enough to take care of my correspondence?

Sekreterim iki günlüğüne ayrılacağı için, benim haberleşmemin sorumlusu olabilir misin?

Kelime : look into

Anlamı : araştırmak, incelemek

The committee has look into the matter, but they have found no irregularities.

Komisyon olayı incelemiş fakat hiçbir yanlışlık bulamamıştır.

Kelime : provide (for)

Anlamı : desteklemek, gereksinim karşılamak

It has become a fashion among film stars to use some of their money to provide (for) needy children.

Film yıldızları arasında, paralarının bir kısmını ihtiyacı olan çocukların gereksinimlerini karşılamak için kullanmak moda oldu.

Kelime : bring (brought) about

Anlamı : neden olmak, ortaya çıkarmak

Due to industrialization and colonization, the nineteenth century [bring (brought) about the greatest expansion of wealth the world had ever known.

Sanayileşme ve sömürgeleşme yüzünden, 19.YY, dünyanın daha önce hiç bilmediği en büyük servet (zenginlik) patlamasına neden oldu.

Kelime : make out

Anlamı : anlamak

The two archaeologists have tried hard to read the inscription in old Latin, but I do not think they have make out what it really means.

İki arkeolog eski latin yazısını okutmak için çok uğraştılar ama, sanırım onun gerçekten ne demek istediğini anlamadılar.

Kelime : cared for

Anlamı : bakmak, özenmek

The children of today are healthier and better cared for than those of the past, and far fewer of them die in infancy.

Bugünün çocukları, eskiye göre daha sağlıklı ve daha iyi bakılıyor ve bebeklikte oldukça daha azı ölüyor.

Kelime : Among

Anlamı : (ikiden çokşey ya da kimse) arasında, içinde

Among many significant developments overseas last year was an agreement permitting USA and Japanese companies to manufacture computers in the Netherlands.

Geçen yıl deniz aşırı önemli gelişmeler arasında Japonya ve Amerikanın , Japon firmalarının Hollanda’da bilgisayar üretebilmesine izin veren bir anlaşmada vardı.

Kelime : distinguish

Anlamı : ayırt etmek

Our understanding of the development of behaviour has long been hampered by the tendency to distinguish sharply between “innate” and “acquired” behaviour.

Davranışların gelişimine dair anlayışımız “doğuştan” ve “kazanılmış” davranışlar arasında keskin bir ayrım yapma eğilimi nedeniyle uzun zamandan beri engellenmiştir.

Kelime : available

Anlamı : var, elde edilebilir, mevcut, uygun

The government has recently made one million dollars available for research grants concerning the prediction of earthquakes.

Hükümet son zamanlarda deprem tahminiyle ilgili araştırma hibeleri için bir milyon dolar tahsis etti.

Kelime : approval

Anlamı : onay

Now that formal approval has been given by the government, the project team can be recruited.

Hükümet tarafından resmi onay verildiğine göre proje ekibi oluşturulabilir.

Kelime : susceptible

Anlamı : korunmasız, hassas

Certain new findings suggest that young calves may be more susceptible than older cows to bovine spongiform encephalopathy (BSE).

Küçük buzağıların yaşlı sığırlardan daha korunmasız, hassas olduğu …

Kelime : disasters

Anlamı : felaket

Champions of the green movement regard the internal combustion machine as one of the biggest disasters in history.

Yeşil hareketin şampiyonları içten yanmalı makineleri tarihin en büyük felaketi olarak görmektedirler.

Kelime : notoriously

Anlamı : açıklanması zor, sıkıntı verici

The distinction between a language and a dialect is a notoriously difficult one.

Bir dil ile diyalekt arasındaki farkın açıklanmasının zor ve sıkıntı verici olduğu”

Kelime : cited

Anlamı : belirtmek, göstermek

Japan is often cited as an example of a country that has managed to keep its national defence orientated industries entirely separate from foreign-owned companies.

Japonya ulusal savunmaya yönelik olan sanayisini yabancıların sahip olduğu şirketlerden tamamıyla ayrı olarak devam ettirebilen bir ülke olarak gösterildiği.

flexibly : esnek şekilde

Kelime : withholding

Anlamı : tutmak, saklamak

The general feeling in the court was that several of the witnesses were withholding information that could have a direct bearing upon the case.

Davayı etkileyebilecek bilginin tanıklar tarafından saklandığı ima edilmektedir.

Kelime : keep up with

Anlamı : yakalamak, aynı seviyeye gelmek

The population of the underdeveloped countries is growing so fast that the agricultural activities there are unable to keep up with the progressively rising demand for food.

Tarımsal faaliyetlerin artan talebi karşılayamadığı…

ingilizce öğren -3

Kelime : dealing with

Anlamı : -ile uğraşmak

Among the Maori of New Zealand, each community has developed its own way of dealing with crimes and has chosen a number of different punishments to match them.

Yeni Zelanda’da her bir toplumun, suçla (cinayetler le) uğraşmak, başa çıkmak için kendilerine has yöntemler geliştirdiği

Kelime : collaboration

Anlamı : iş birliği

As the new field-worker will be working in close collaboration with several others, make sure you select someone with an agreeable personality.

Yeni araştırmacının birkaç başka araştırmacıyla yakın bir işbirliği içinde çalışacağı ve bu yüzden uyumlu bir kişilik yapısına sahip olan birisinin seçilmesi gerektiği”

Kelime : compatible with

Anlamı : uyumlu

Sponsorship is being increasingly allowed in schools provided it is regarded as being compatible with educational curricula.

Sponsorluğun,eğitim müfredatıyla uyumlu olması koşuluyla okullarda artarak uygulandığı”

Kelime : potentially

Anlamı : potansiyel olarak, muhtemelen

The discovery of a potentially cancer-causing chemical in foods like crisps, chips and cereals caused shock waves around the world when it hit the headlines earlier this year.

Yiyeceklerde ….gibi _____ kanser yapıcı maddelerin bulunmasının gazette manşetlerinde bulunmasının gazette manşetlerine yansımasıyla tüm dünyada şok etkisi yarattığı”

Kelime : emitted

Anlamı : yaymak, dağıtmak

Each year, large amounts of carbon monoxide are emitted into the atmosphere by automobiles and factories.

Her yıl otomobiller ve fabrikaların atmosfere çok miktarda karbondioksit yaydığı …”

İNGİLİZCE ÖĞREN DERSLERİ -3 SONUÇ:

Bugün İngilizce Öğren Dersleri -3 adlı yazımızı sizlerle paylaştık.İngilizcenin önemini ifade etmeme gerek yoktur diye düşünüyorum.Bu öneme binaen elimizden geldiğince ingilizce konusunda farklı bir yaklaşımla yardımcı olmaya çalışacağız.

İyi Çalışmalar

İngilizce Öğren -2 | İngilizce Kelime Dersleri

İNGİLİZCE ÖĞREN DERSLERİ – 2

İngilizce nasıl öğrenilir ? İngilizce kelime nasıl çalışılmalıdır ? İngilizce de kullanılan en önemli kelimeler nelerdir ? İngilizce öğrenmeye nerden başlamalıyım ? Bu ve benzeri sorulara cevap aradığımız İngilizce Öğren Dersleri -2 adlı yazımızla karşınızdayız.

Başlayalım

İNGİLİZCE ÖĞREN -2

Kelime : accurate

Anlamı : tam, doğru, yanlışsız

Admittedly, the engineer’s report was relatively unimaginative, but it was on the whole accurate.

Kabul etmek gerekir ki mühendisin raporu pek yaratıcı değildi, ama bütünüyle doğru idi.

Kelime : inconsiderately

Anlamı : düşüncesizce

He was behaved inconsiderately on many occasions, so this instance of impoliteness is hardly surprising.

O pek çok durumda düşüncesizce davranmıştır, onun için bu kabalığı hiç şaşırtıcı değil.

Kelime : persuade

Anlamı : ikna etmek

At the meeting, even though he spoke well, he was unable to persuade the other members.

Toplantıda çok iyi konuşmasına rağmen, diğer üyeleri ikna edemedi.

Kelime : intention

Anlamı : niyet

When they called Bronson to head office I’m quite sure it was not their intention to promote him to branch manager.

Bronson’ı ana binaya çağırdıkları zaman, onların niyetlerinin onu şube müdürü olarak terfi ettirmek olmadığından eminim.

Kelime : notably

Anlamı : özellikle, gözle görülür bir biçimde

Bartok was influenced as much by the musical innovations of Debuasy and Starvinsky as by East European, notably Hungarian, folk music.

Bartok, Debuasy ve Starvinsky’nin müziksel yenilikleri kadar özellikle, Macar folk müziğinden etkilenmişti.

Kelime : clarify

Anlamı : açıklığa kavuşturmak

Journalists asked the Prime Minister so many questions that finally he felt it necessary to clarify the statement.

Gazeteciler Başbakan’a o kadar çok soru sordular ki, sonunda o durumu açıklığa kavuşturmak ihtiyacı hissettti.

Kelime : rugged

Anlamı : engebeli

Geological activity in this region has produced a landscape that is at once rugged and forbidding.

Bu bölgedeki jeolojik aktivite öyle bir alanı üretmiştir ki, hem engebeli hem de ürkütücüdür.

Kelime : reluctant

Anlamı : (to) gönülsüz, isteksiz

It now appears that while US leaders are still willing for the nation to exert itself abroad and give large amounts of foreign assistance, the American public is reluctant to go along with these policies.

Şimdi öyle görünüyor ki Amerikan liderler hala ulusun dışarda kendi gücünü kullandırmaya ve dışarıya önemli miktarda destek vermeye istekliyken, Amerikan toplumu bu politikanın devamı konusunda isteksizler.

Kelime : hardly

Anlamı : hemen hemen hiç (cümleye olumsuz anlam verir.)

It is hardly surprising that the art of ancient America remains the most mysterious and the least accessible.

Eski Amerikan sanatının en çok gizemli ve en az anlaşılabilir durumda kalması hiç te şaşırtıcı değildir.

Kelime : compatible (with)

Anlamı : uyumlu, ile bağdaşan, uygun, uzlaştırılabilir

The argument he has put forward is hardly compatible with the information we have so far received on the case.

Ele aldığı (önerdiği, ileri sürdüğü) tartışma konusu bilgiyle hemen hemen hiç uzlaşmıyordu ki biz durumu çok geç kavradık.

Kelime : withdrawn

Anlamı : geri çekilmek

If the situation in Somalia improves, a significant part of the allied forces will be withdrawn.

Somali’deki gerginlik artarsa, müttefik güçlerin önemli bir bölümü geri çekilecek.

Kelime : dazzling

Anlamı : büyüleyici, göz alıcı

At the opening night of the new production of Aida the guest soprano gave a superb a truly dazzling performance.

Aida’nın gala gecesinde misafir soprano mükemmel, gerçekten göz alıcı bir resital verdi.

Kelime : illuminated

Anlamı : açık, aydınlık

The topics included in the conference programme are not as illuminated as one might have hoped.

Konferans programındaki konular herhangi bir kişinin umduğu kadar açık değil.

Kelime : conclusively

Anlamı : sonuca götürücü biçimde, kesince

Scarcely any, of the announcements could be convincingly substantiated by concrete test proof. Beyan edilen ifadelerin, eğer varsa, bir kaçının somut deneysel kanıtla doğruluğu kesin biçimde kanıtlanabilirdi.

Kelime : constituted

Anlamı : oluşturmak, meydana getirmek

The British entry into the European Community has constituted a new line of policy.

İngiltere’nin Avrupa Topluluğu’na girişi yeni bir politika hattı oluşturmuştur.

Kelime : relent

Anlamı : yumuşamak, acımak

As he has unyieldingly withstood a wide range of political weight on this issue for so long, it is far-fetched that he would yield at this stage.

Bu konuda şimdiye kadar her türlü politik baskıya kararlı bir şekilde (inatla) karşı çıktığı için, bu aşamada yumuşaması olası değil.

Kelime : survivors

Anlamı : hayatta kalan, kazadan kurtulan

On the third day of the shipwreck they gave up all hope of finding any survivors.

Gemi kazasından sonraki 3. gün, onlar hayatta kalanları bulma ümidini kaybettiler (vazgeçmek, pes etmek).

Kelime : solely

Anlamı : yalnızca, tek başına

The allocation made by the budget committee can be used solely to finance work on child health.

Bütçe komisyonu tarafından yapılan bölüştürme (tahsis, ödenek, ayırma) sadece çocuk sağlığı konusundaki çalışmada kullanılabilir.

Kelime : ultimate

Anlamı : son, en büyük, en iyi

I don’t approve of the methods he is using, but his ultimate aim, as regards the project, is admirable.

Onun kullandığı metotları kabul etmiyorum, fakat proje konusundaki son amacı takdir edilebilir.

Kelime : promotion

Anlamı : terfi

If he gets this promotion it will help him to recover his self-confidence

Eğer bir terfii alırsa, bu onun kendine olan güveninin artmasına yardımcı olacak.

ingilizce kelime öğren - 2

Kelime  : maintenance

Anlamı : bakım, koruma

Among the issues confronting span designs, the most genuine ones are those of support and repair

Köprü yapım mühendislerinin karşılaştığı problemler arasında en ciddi olanları bakım ve onarımdır.

Kelime : clear

Anlamı : aklamak, temize çıkarmak

The testimony of the last witness clear the accused of all suspicion.

Son tanığın ifadesi suçluyu tüm kuşkulardan arındırıyor (temize çıkarıyor).

Kelime : refrain (from)

Anlamı : kaçınmak, geri durmak

By all means, give all the medical details, but do refrain from giving any names.

Tabiki, bütün tıbbi ayrıntıları verebilirsin (ver), ama isimlerini vermekten kesinlikle kaçın.

Kelime : captivate

Anlamı : gönlünü çelmek, büyülemek

Mark’s warm and humorous personality captivate everone at the conference.

Mark’ın sıcak ve esprili kişiliği konferanstaki herkesi büyüledi.

Kelime : set about

Anlamı : başlamak

I might want to open a private old individuals’ home however I don’t know yet how to set about it.

Yaşlı insanlar için özel bir ev açmak istiyorum, ama henüz bu işe nasıl başlıyacağımı bilmiyorum.

İNGİLİZCE ÖĞREN DERSLERİ -2 SONUÇ:

Bugün İngilizce Öğren Dersleri -2 adlı yazımızı sizlerle paylaştık.İngilizcenin önemini ifade etmeme gerek yoktur diye düşünüyorum.Bu öneme binaen elimizden geldiğince ingilizce konusunda farklı bir yaklaşımla yardımcı olmaya çalışacağız.

İyi Çalışmalar

İngilizce Öğren -1 | İngilizce Kelime Dersleri

İNGİLİZCE ÖĞREN DERSLERİ – 1

İngilizce nasıl öğrenilir ? İngilizce kelime nasıl çalışılmalıdır ? İngilizce de kullanılan en önemli kelimeler nelerdir ? İngilizce öğrenmeye nerden başlamalıyım ? Bu ve benzeri sorulara cevap aradığımız İngilizce Öğren Dersleri -1 adlı yazımızla karşınızdayız.

Başlayalım.

İNGİLİZCE ÖĞREN 

Kelime : misuse

Anlamı : yanlış kullanım, kötü amaçla kullanım

One noteworthy point of the new constitution is to keep the abuse of intensity by any lion’s share.

Yeni anayasanın önemli bir amacı, gücün çoğunluk tarafından kötü amaçla kullanımını önlemektir.

Kelime : oversimplified

Anlamı : basite indirgenmiş, aşırı derecede basitleştirilmiş.

I thoroughly enjoyed the lecture; it wasn’t  oversimplified  but it wasn’t too scholarly, either.

Konferanstan tümüyle hoşlandım, çok basite indirgenmiş değildi, fakat çok ta bilimsel/ilmi (ayrıntılı) da değildi

Kelime : distinguished

Anlamı : tanınmış, seçkin, üstün

His poetic output may not be large but, nevertheless, Ted Hughes is generally regarded as one of the distinguished poets of our time.

Onun şiir üretimi çok fazla olmayabilir, ama yine de, Ted Hughes genellikle zamanımızın tanınmış (seçkin) şairlerinden biri olarak kabul edilir.

Kelime : fluctuate

Anlamı : inip çıkmak, dalgalanmak

Through the winter, the bank rates were reasonably steady, but they have started to  fluctuate  again.

Kış boyunca banka faizleri oldukça düzenli idi, fakat tekrar dalgalanmaya başladı.

Kelime : immediately

Anlamı : hemen, derhal; direk olarak, kesin, tam olarak

The criticism he made concerning the annual fiscal report was immediately  to the point.

Onun yıllık bütçe (mali) raporu ile ilgili yaptığı eleştiri tam (kesin) olarak doğru (yerinde) idi.

Kelime : verify

Anlamı : doğrulamak

We will rehash the investigation twice with a specific end goal to confirm the outcomes

Sonuçları doğrulamak için, deneyi iki kez tekrarlayacağız.

Kelime : severed

Anlamı : kopmak, bölünmek ,ayrılmak  (severe:katı, sert, şiddetli)

Diplomatic relations between the two countries, which were severed during the war, have not yet been restored.

İki ülke arasında savaş sırasında kopan diplomatic ilişkiler, hala düzelmedi.

Kelime : composed

Anlamı : (n). sakin kalma (v). oluşturmak, düzenlemek

People who are constantly in the public eye must learn to remain composed in the face of criticism.

Sürekli olarak kamu oyunun gözü üzerlerinde olan insanlar, eleştri ile yüzyüze geldiklerinde sakin kalmayı öğrenmelidirler.

Kelime : objection

Anlamı : (n) (to) itiraz, karşı çıkma

They raised no objection to his prolonged leave of absence since they didn’t want to lose him altogether.

Onu tamamen kaybetmek istemedikleri için onun uzun sure yokluğuna hiç itiraz etmediler.

Kelime : precautions

Anlamı : önlemler

As the states of the endeavor are probably going to be serious, you would be wise to play it safe

Uzun yolculukların koşulları çok zor olabileceğinden, gerekli önlemleri alsan iyi olur.

Kelime : embarked

Anlamı : bir işe başlamak, girişmek

It was felt that the EC (European Community) had embarked on a program of economic change that the member states could not sustain.

Avrupa Topluluğunun (Birliği) üye ülkelerin sürdüremediği ekonomik değişiklik programını başlattığını duyurdu.

ingilizce kelime öğren dersleri

Kelime : confidence

Anlamı : güven, itimat

To be a leader it isn’t sufficient to be persevering and proficient; one should likewise have the capacity to motivate certainty.

Lider olabilmek için çalışkan ve bilgili olmak yetmez, kişinin ayrıca güven duygusu oluşturabilmesi gereklidir.

Kelime : committed (to)

Anlamı : kendini bir davaya atamak; yasadışı, kötü bir şey yapmak.

The two major political parties in Britain have currently committed to extreme and radically different approaches to the solution of Britain’s economic problem.

İngiltere’deki iki büyük parti, İngiltere’nin ekonomik problemlerine çözüm olacak büyük, köklü farklı yaklaşımlar için kendilerini adadılar.

Kelime : superficially

Anlamı : yüzeysel olarak

I have looked through the report, however I should concede, just externally

Raporu gözden geçirdim, fakat Kabul etmeliyim ki yüzeysel olarak.

Kelime : consumption

Anlamı : tüketim, harcama

The rise in energy consumption has led to a reduction of fossil fuels that the world must use.

Enerji tüketimindeki artış, dünyanın kullanması gereken fosil yakıtları miktarında azalmaya yol açmıştır.

Kelime : appreciate

Anlamı : takdir etmek

I believe that leaders must take an effort to stay open-minded and try to appreciate another person’s point  of view.

İnanıyorum ki liderler açık fikirli olmak için çaba sarfetmelidirler ve diğer kişinin görüş açısını takdir etmeye çalımalıdırlar.

Kelime : depressing

Anlamı : sıkıntı veren, bunaltan

We must find some way to give them fairly complete and realistic picture of the situation, but without depressing them too much

Onlara sunabilecek, durumu açıklayan oldukça tam ve gerçekçi bir yol bulmalıyız, ama onları çok fazla bunaltmaksızın.

Kelime : embark (on)

Anlamı : bir işe başlamak, girişmek

Any child left to its own devices for too long is likely to embark on some dangerous enterprise.

Kendi oyuncaklarından uzun bir sure uzak kalan bir çocuk, bazı tehlikeli girişimlere başlar.

Kelime : acutely

Anlamı : ciddi olarak, akut olarak, çokca

Industry all in all was seriously influenced by the limitations, yet it was the high innovation division that endured generally intensely

Endüstri, bütün olarak sınırlamalardan kötü şekilde etkilendi, ama en ciddi olarak etkilenen yüksek teknoloji idi.

Kelime : competition

Anlamı : yarışma, rekabet

Kodak Company now faces stiff competition both from abroad and from rival firms at home.

Kodak şirketi şimdi hem yut içi hem de yurt dışındaki rakip firmalarla kıran kırana bir rekabetle karşı karşıyadır.

Kelime : put out

Anlamı : canını sıkmak, hayal kırıklığına uğratmak

He was somewhat put out when he discovered that his proposition had been turned down

Teklifin reddedildiğini öğrenince oldukça canı sıkıldı (düş kırıklığına uğradı).

Kelime : disappointed

Anlamı : düş kırıklığına uğramış

A couple of individuals appreciated the show, yet the greater part were unmistakably disillusioned.

Bir kaç kişi sergiyi beğendi, fakat çoğunluk açıkça düş kırıklığına uğradı.

Kelime : yield to

Anlamı : boyun eğmek, teslim olmak

Inferable from different advances in present day solution, certain illnesses that were apparently serious currently respect treatment.

Modern tıptaki çeşitli gelişmelerden dolayı, tedavi edilemez gibi görünen bazı hastalıklar şimdi tedaviye boyun eğiyor (cevap veriyor).

Kelime : vast

Anlamı : geniş, çok büyük, çok miktarda

Although the partners seem to be in  agreement on situations of management, there is still a deep difference of opinion among.

Yönetim konusunda ortaklar tam bir anlaşma içinde imiş gibi görünmelerine rağmen, gerçekte aralarında çok büyük görüş ayrılığı var.

İNGİLİZCE ÖĞREN DERSLERİ -1 SONUÇ:

Bugün İngilizce Öğren Dersleri -1 adlı yazımızı sizlerle paylaştık.İngilizcenin önemini ifade etmeme gerek yoktur diye düşünüyorum.Bu öneme binaen elimizden geldiğince ingilizce konusunda farklı bir yaklaşımla yardımcı olmaya çalışacağız.

İyi Çalışmalar

Elektrik Elektronik İngilizcesi Öğren | Elektronik Terimler Türkçesi

ELEKTRİK ELEKTRONİK İNGİLİZCESİ NEDİR 

Elektrik Elektronik İngilizcesi nedir ?.Teknik İngilizce ne anlama gelir ?.Elektronik’te en çok karşılaşılan yabancı terimler nedir ?.Elektronik İngilizcesinin önemi nedir ?.Bu yazımızda Elektronik İngilizcesinde karşınıza gelebilecek önemli parametre terimlerinin Türkçe karşılıklarını sizlerle paylaşacağız.

İngilizce hayatımızın her alanında var olup Elektronik alanında olmazsa olmaz bir dildir.Her ne kadar karşımıza Alman ve İtalyan firmalar tarafından üretilen makinalar ve sistemler çıksada , her birinin ortak dili olan İngilizce dilinde mevcut bir kullanım kılavuzu bulunmaktadır.

Bu sebeple mevcut sistemi anlayabilmek , üzerinde işlem yapabilmek için öncelikle ne ile karşı karşıya olduğumuzu bilmemiz ve buna istinaden işlem yapmamız gerekir.Peki , karşımızdaki cihaz tamamen İngilizce dilinde ise ne yapmalıyız ?.

elektrik elektronik terimler ingilizcesi ve türkçesi

Eğer İngilizce diline hakim birisi iseniz rahatlayabilirsiniz ancak Teknik İngilizce ile standart İngilizce arasında büyük bir fark vardır.Mevcut İngilizceniz sizi bu dökümanların karşısında zorlayabilir.Bu yazımızla sizlerin karşılaşabileceğiniz kritik kelimeleri sıralayarak , hızla çözüme ulaşma noktasında yardımcı olmak istemekteyiz.

ELEKTRİK ELEKTRONİK İNGİLİZCESİ KELİMELER – 1

Phase : Faz

DC (Direct Current) : Direk Akım

AC (Alternative Current) : Alternatif Akım

Over : Aşırı

Voltage : Voltaj

Inverter : İnvertör

Overload : Aşırı Yük

Overtemperature : Aşırı Sıcaklık

Thermistor : Termistör

Torque : Tork

Limit : Sınır

Short Circuit : Kısa Devre

Ground : Toprak

Time-Out : Zaman Aşımı

Brake : Fren

Resistor : Direnç

Chopper : Kesici

Check : Denetim

Power : Güç

Board : Pano

Missing : Kayıp

Internal : İç , Dahili

External : Dış , Harici

Low : Düşük

High : Yüksek

Mechanical : Mekaniksel

Frequency : Frekans

Connection : Bağlantı

Data : Veri

Invalid : Geçersiz

Parameter  : Parametre

3-Phase : 3 Faz

Safety : Güvenlik

Precautions : Önlemler

Introduction : Tanıtım

Contents : İçindekiler

Operations : İşlemler

Basic : Ana , Basit

Measure : Ölçüm

Specification : Makine ya da cihaz özellikleri

Service  : Servis

Purpose : Amaç

Marking : İşaretleme

Analog : Analog , Örneksel

Digital : Dijital (0 , 1)

Input : Giriş

Output : Çıkış

Default : Varsayılan

Setting : Ayar

Programmable : Programlanabilir

Title : Başlık

Function : Fonksiyon

Enabled : Etkin , Etkinleştirilmiş

Disabled : Etkisiz kılınmış

Detection : Belirleme , Tespit

PWM (Pulse Width Modulation) : Darbe Genişlik Modülasyonu

Speed : Hız

Carrier : Taşıma , Taşıyıcı

Random : Rastgele

Auto-Restart : Otomatik Yeniden Başlatma

Coasting : Yavaşlatma , Azaltma

Regenerative : Yenileyici

Acceleration : Hızlanma

Deceleration : Yavaşlama

Event : Olay

Display : Gösterge

Retry : Tekrar denemek

Fault : Hata

Protection : Koruma

Provide : Sağlamak

Supply : Besleme

Correction : Düzeltme

Base : Esas , Referans almak

ELEKTRİK ELEKTRONİK İNGİLİZCESİ SONUÇ

Bu yazımızda Elektronik İngilizcesine dair önemli kelimeleri sizinle paylaştık.Teknik İngilizce her alanda farklılık gösterip , yapı olarak İngilizce dilide kendi içinde aynı kelimenin farklı anlamlara geldiği bir yapıyı barındırır.

Tüm bu süreçte en önemli aşama ise , bizlerin bu dile tam manasıyla hakim olmak isterken , teknik olarak mesleğimize dair kelime dağarcığımızı da genişletmemiz gerekmektedir.İngilizce hayati öneme sahip olup , asla ve asla ertelenmemesi gereken bir görevdir.

Yanısıra imkan dahilinde Almanca ya da İtalyanca öğrenmek sizi bu alanda yüksek bir mertebeye getirecektir.Tüm bu bilgiler dahilinde , İngilizce çalışmak isteyenler ya da daha detaylı bilgi almak isteyenler ana sayfada bulunan iletişim maili üzerinden bizlere ulaşabilirler.

İyi çalışmalar.